Huzurun yumuşak göğsüne sokulduğum anlar aceleyle geçip gidiyor. ören yerine dönen yüreğim her şeyin geçici olduğunu fısıldayan rüzgârın, avare bir yolcu gibi dolaştığı yıkıntılardan başka sığınacak yer bulamıyor
yok ama yalnızlıktan değil mesafelerden mesafelerden kamaşıyor içim içimde gizli dilin cehenneminde kaç zebaniyle çarpıştığım kaç kazan devirdiğim yokuşun önünde daha yolun başında kaç yasak kaç buyrukla hesaplaştığım meçhul kalsın varsınYorum yapabilirsiniz... (0 Yorum)
Evlilik iki kişi arasında yaşanabilecek en çoğulcu kavram. Cehennet gibi bir yer yaratıyorsunuz. Tüm duygular iki ile çarpılıyor. Yanılıyorsunuz. Yanlışlarınıza katlanabilecek kadar kendinizle barışıksanız -ne demekse- tonton nineler ve dedeler oluveriyorsunuz. Ayaklı analiz tavırları takınmak istemem ama artık tüm yaşanılanların parasal bir boyutu var tabii. Yani kabotaj hakkına sahipseniz ve o sularda yalnızca yüzüyorsanız doyum denilen illetten nasibinizi alamıyorsunuz.
Yokuş aşağı yeşillik, seyrek çam ağaçları, önce tek tük, sonra sıkalaşan evleri bir kentin, tarlalar sonra, kanarya sarısı hardal tarlaları ardından ancak görünen kumsal ve deniz
Seziyorum sır merkezden gelen rüzgarı iç aynadaki bakışlar tüm akarcaların tayfı tabanını kırıp ilerliyor bendeki iç yüzü görsün diye kırılmakta vadide güneş turuncu artımla ıslak otların altında oluşmakta yeni bir yaşam şekli şimdi oval buğday başağı ikiye ayırıyor ovayı