spacer
spacer search

Ayrıntı Edebiyat
KÜRESEL HABERLEŞMENİN BOYUTLARININ DEĞİŞTİĞİ ÇAĞIMIZDA,
İNTERNETİN SEÇKİN E-DERGİSİ!

Search
spacer
bu sayı:
ayrıntı 45. sayı
Nisan/Mayıs 2006
kuruluş:20.5.2000
 
header
Ana Menü
ana sayfa
şiir
öykü
deneme
ilişki
erotik edebiyat
tanışalım
ödüller
bağlantılar
telif sözleşmesi
Arama...
Google
Web ayrinti.net
Komşular
nietzsche
yusuf alper
Arşiv
şubat 2006/44
Ocak 2006/43
Kas 2004/42
May 2004/41
Ock 2004/39
Kas 2003/38
Ağs 2003/37
Eyl 2003/36
Tem 2003/34
Nis 2003/33
Mar 2003/32
Ock 2003/30
Arl 2002/29
Kas 2002/28
Ekm 2002/27
Eyl 2002/26
Ağs 2002/25
Tem 2002/24
Nis 2002/22
Mar 2002/21
Ock 2002/20
Kas 2001/19
Ekm 2001/18
Eyl 2001/17
Ağs 2001/15
Tem 2001/14
Haz 2001/13
May 2001/12
Nis 2001/11
Kas 2000/07
Eyl 2000/05
Ağs 2000/04
Tem 2000/03
Haz 2000/02
Mayıs 2000/01
 
ana sayfa arrow Ock 2004/39 arrow Kırklar Dağı'nın Gizi


Kırklar Dağı'nın Gizi Yazdır E-posta
Ocak 2004 - Deneme
Yazar Şeyhmus Diken   
            "antik bir kentin kıyısında
            ölü insanların bakışları batıyor
            tüm insanlığımıza”
            Ergün YAZICI


Eski adıyla Sem’an köşkü, 1930’lu yıllarda Mustafa Kemal’e armağan edildikten sonra Gazi Köşkü olan mekânın terasından bakıldığında, Dicle’nin hemen üstünde Dicle nehrinin damı diyebileceğimiz noktada "Kırklar Dağı” dikkat çeker.

Hani şarkılara konu olan Kırklar Dağı:

"Kırklar dağının düzi,
Ziyaret çarpti bızi.
Kor olasan suzan suzi,
Evliya çarpti bızi.”

Artık çarpan kırklar ziyareti midir? Çarpılan kimlerdir? Çarpılmayı hak etmişler midir? Bilinmez. Ya da bilinir de, şarkı bu ya, bilinmezden mi gelinir?

Diyarbakır şehrini, birazcık da cepheden soluna alan Gazi Köşkü’nün -bir zamanların ünlü bir mesire yeri ve bahçeleriyle ünlü Gazi Köşkü’nün - tam karşısında tepesi bir tepsi gibi duran Kırklar’ın da hikayesi var. Her hikayede olduğu gibi hikayenin sahipleri de var. Fakat hikaye o denli anlam yüklü ki; hikayeye Müslümanlar kadar Hıristiyanlar da sahip çıkıyor. O da dinler mozaiği bir kültür kenti Diyarbekir’in gizi olsa gerek.

Çünkü bugün Müslümanlar açısından ziyaret olarak kabul gören Kırklar Dağı’nın bir zamanlar Kırkşehit Kilisesi olduğu da yazılı kaynaklardan bilinmektedir.

Bu kilisenin kırklar tepesinde olduğu, milattan sonra 484 yılında Diyarbakır metropoliti Yuhanna Suar-Yuhanna El-Efesi tarafından yaptırıldığı da bilinmektedir. Mardin metropoliti Hanna Dolapönü’nün aktarımına göre; Yunani 1525, Miladi 1214’de başka bazı kiliselerle birlikte kırklar tepesindeki Kırkşehit Kilisesi’nin de Araplar tarafından hücum edilerek tahrip edildiği ifade edilmektedir.(1)

"Kent geçmişini dile vurmaz, çizik, çentik, oyma ve kakmalarında zamanın izini taşıyan her parçasına,... yazılı geçmişini bir elin çizgileri gibi barındırır içinde” (2)

İşte sırlarını kendi içinde taşıyan kırkların hikayesi de böyle.

Zamanlardan bir zaman Diyarbekir’in Fatih Paşa Mahallesi’nde bir adam yaşar. Tek başına yaşayan ve yüreği de kendisi gibi temiz bu şahsın kedilere özel bir ilgisi varmış. Bir gün, mevsim kış başlangıcı, evine giderken sokakta sahipsiz bir siyah kedi görür. Durumuna acıyarak, bakmak üzere alıp evine götürür. Kedisinin bakımını yaparak beslemeye başlar.

Artık kış soğukları da iyice başlamıştır. Sairin de dediği gibi "Zemheri de uzadıkça uzadı”nın sinyalleri görülmektedir. Mevsime uygun olarak evlerin kapı ve pencereleri, soğuktan korunmak için kapalı tutulmaktadır.

İşte yine böylesi günlerin birinde, ev sahibi sabah uyandığında kedisini okşarken, kedinin tüylerinin soğuk olduğunu fark eder. Kedisiyle sohbet ederken "Bu sıcak evde, kapı ve pencere de kapalıyken sen nasıl, niye üşüyorsun kedicik” diyerek merakını dile getirir.

Sonunda bir gün, gece yatmadan önce kedinin sahibi uyumamak için parmağını keser ve kesilen yere tuz basar, kendini de uyku haline verip uyur gibi yaparak beklemeye koyulur. Bir de ne görsün? Kedisi dilinin altından çıkardığı bir boncuğu, sahibinin kulağına koyarak, sahibinin uyuduğuna kanaat getirince de sokak kapısını açarak çıkıp gider. Bunun üzerine ev sahibi boncuğu kulağından çıkarıp atına binerek kedinin peşine düşer.

Kedi, Mardin Kapıdan çıkarak, Hatun Kastal’ın karşısındaki bahçelerin içinden geçen yoldan Dicle nehrinin kıyısına iner. Kahramanımız da kedinin peşinde. Kedi, Dicle’yi geçerek Kırklar Dağı’nın eteğindeki Kavs Köşkü’nün avlusuna girer. Köşk de köşk: şadırvanlar, güller, envai türlü çiçekler.

Kediyi gizlice izleyen kahramanımız, bir de ne görsün? Köşkün avlusuna giren kedi, birden bire silkinerek insan haline dönüşür. Kendisi gibi değişerek insan olan toplam kırk kişi ile birlikte başlamışlar Diyarbekir’in sorunlarını tartışmaya. O günlerin kent gündemi neyi kucaklıyorsa, o sorunun çözümü ile ilgili görüş geliştirmeye başlamışlar.

Manzarayı gören kedinin sahibi hissettirmeden gizlendiği yerden ayrılıp evine dönüyor. Boncuğu kulağına koyup uyuyor. Sabaha karşı kedisi de dönüyor. Boncuğu ev sahibinin kulağından çıkarıp tekrar ağzına alıyor. Sabah ev sahibi uyanıyor. Kedisini pışpışlarken "kedim, kediciğim ben senin dün gece nerede olduğunu biliyorum ha...” diyor.

Ve kedinin sırrı çözülünce, ertesi gün kedi sırra kadem basıyor.(3)

Anlatılır ki, o günlerde Diyarbekir’in sorunlarına sahip çıkan, çözüm üreten Kırklar Meclisi daha üretkendi, kentte, insanlar da daha mutluydu.

Bugünün sorunu da bu. Kentleri katledenlerin dünyalarında, kentlerin geçmiş kültürleri üzerine, geleceğin düşlerini kurmak ancak bu türden aykırı insanların, böylesine meşveret meclislerin harcı olsa gerekir.

Tabi şimdi Diyarbekir’in yıkımı, tahribatı üzerine rant kuran ilkeller, her şeyi, her bir yeri talan ediyorlar; Kırklar Dağı’nın dibi kalmadığı gibi Kavs Köşkü de yok.

Kırklar Dağı’nın etekleri, Dicle’yle buluştukları yerler, şimdilerde mezbelelik ve çöp yuvası.Kavs Köşkü’nün taşları bile yerinde yok. Gitseniz köşkün yerini dahi bulmada zorlanırsınız. Oysa çocukluk günlerimizin Diyarbekir’nde Kavs’ın güllerini koklamış, dağdan gelen ve avlusunda toplanan kaynak suyundan kana, kana içmiş, etrafındaki dut ve melengiç ağaçlarından nasiplenmiştik.

Kavs’ın bahçesinde mayalar söylemiştik:

"Kavs bağında bağbanım var, gülüm var
Bilesin ki benim sende göynüm var
Koy desinler sonun da da ölüm var
Ölürüm de vermem seni gayre yar.”

Ravi SHANKAR’ın ifadesiyle; "insanlar modernleşme, küreselleşme sürecinde kendi kimliklerini ve geleneksel kültürlerini kaybetmemeliler.” demek, kentlerinin geçmişini geleceğe köprü kurarak aktaranların boynunun borcu olmalıdır.

18.08.1998



(1) Aziz GÜNEL. Türk Süryanileri Tarihi. Diyarbakır.1970
(2) İtalo CALVİNO. Görünmez Kentler. Remzi Kitabevi. 1990
Kaynak Kişi. Arkadaşım, aydın lnsan, Celal BALIK’tır.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

 
< Önceki   Sonraki >
spacer
Anket
Yeni görünümümüzü nasıl buldunuz?
 
Popüler
Son Eklenen Yazılar

 
© 2014 Ayrıntı Edebiyat
Hosting Cruise
spacer