spacer
spacer search

Ayrıntı Edebiyat
KÜRESEL HABERLEŞMENİN BOYUTLARININ DEĞİŞTİĞİ ÇAĞIMIZDA,
İNTERNETİN SEÇKİN E-DERGİSİ!

Search
spacer
bu sayı:
ayrıntı 45. sayı
Nisan/Mayıs 2006
kuruluş:20.5.2000
 
header
Ana Menü
ana sayfa
şiir
öykü
deneme
ilişki
erotik edebiyat
tanışalım
ödüller
bağlantılar
telif sözleşmesi
Arama...
Google
Web ayrinti.net
Komşular
nietzsche
yusuf alper
Arşiv
şubat 2006/44
Ocak 2006/43
Kas 2004/42
May 2004/41
Ock 2004/39
Kas 2003/38
Ağs 2003/37
Eyl 2003/36
Tem 2003/34
Nis 2003/33
Mar 2003/32
Ock 2003/30
Arl 2002/29
Kas 2002/28
Ekm 2002/27
Eyl 2002/26
Ağs 2002/25
Tem 2002/24
Nis 2002/22
Mar 2002/21
Ock 2002/20
Kas 2001/19
Ekm 2001/18
Eyl 2001/17
Ağs 2001/15
Tem 2001/14
Haz 2001/13
May 2001/12
Nis 2001/11
Kas 2000/07
Eyl 2000/05
Ağs 2000/04
Tem 2000/03
Haz 2000/02
Mayıs 2000/01
 
ana sayfa arrow Haz 2000/02 arrow Nâzım Hikmet'in Şiirinde Gurbet, Hasretlik, Özlem


Nâzım Hikmet'in Şiirinde Gurbet, Hasretlik, Özlem Yazdır E-posta
Yazar gültekin emre   
Nâzım Hikmet şiiriyle karşılaşmamın, onun beni derinden sarsmasının, şiirimdeki etkilerinin izlerini irdelemek, onun şiirini kaç kere okuduğumun da üstünde durmak istemiyorum. Yalnız yazmadan geçemeyeceğim şey şu: Onun şiirini, 1980'den beri yaşadığım Berlin'de - onun da birkaç kez geldiği bu kentte- , bir kez daha okuyunca, benim gurbetliğimin onun gurbetliğinin yanında hiç kaldığının altını çizmem gerekiyor.
          
 nâzim_hikmetElbette herkesin gurbeti kendine göredir. Herkes gurbeti farklı duygularla ele alabilir. Nâzım, hapislerinde yattığı, baskı gördüğü ülkesini çok sevdiğinin altını çizmekten çekinmez şiirlerinde. Ayrılıkların, özlemlerin her türlüsünü bildiğini de yazar açıkça. Onun şiirlerindeki gurbeti tanıdığımı sanıyorum. Onun gibi ülkeme gidememe sıkıntılarım olmasa da, bir başka dilin, bir başka kültürün altında yaşamanın acılarını yakından tanıyorum, biliyorum; yaşadım, yaşıyorum. Bu büyük şairin şiirindeki gurbetle kendi gubetimi karşılaştırmadan, onun dünyasına, duygularına sokulmayı denemeye çalışacağım.  

Turgut Uyar, Nâzım Hikmet için yazdığı Büyük Gurbetçi şiirini ilkin Papirüs Dergisinin Nâzım Hikmet sayısında yayımlar; sonra da, bu şiirini, Her Pazartesi (1968) kitabına alır. Bu şiirinde, Turgut Uyar, ona, gurbetleri "Sen herhalde en iyi bilirdin" der. Yani Türk şiirinin en büyük şairinin "gurbetçiliğin"in hiç eskimediğini imler 2. Yeninin en önemli şairlerinden Turgut Uyar ve dizelerini şöyle sürdürür: "Gurbet bir yazgıdır ulusuna/Güneşe çıkmak gibi, alınteri bilinir/Gurbet bilinir, bir duyarlıktır, bis meslektir". Nâzım Hikmet, "Şu gurbetlik zor zanaat zor..." (24 Mayıs 1957, Varna) diyor ya, hiç istemeden kazandığı bu mesleğinden şikayet eder gibidir kederlerden, özlemlerden kurtulamamanın sıkıntısıyla. Elbette "... Coğrafyada/ Sürekli bir gurbet var "sa, sanki Nâzım Hikmet de oradadır ülkesinden "Biraz uzak, biraz çıplak, ve yayan." yaşamış olsa da. Turgut Uyar, onun halkından uzakta çektiklerini, "Türkçe yokken" nasıl yaşadığını büyük bir ustalıkla gözler önüne sermeye çalışıyor Büyük Gurbetçi şiirinde. O, bir başka ulusun içinde "Türkçe Yokken" yaşarken de, şiirleri kendi dilinde basılamazken de anadilde unutulmaz şiirler yazmış büyük bir şairdir.

 
 nâzim hikmet   Nâzım Hikmet'in şiir anlayışını şiirleri üzerinden izlersek, görürüz ki, onun şiirleri ilham perisinin kanatlarındaki asma köprülerin "demir putrellerindendir!" Onun anladığı dil, "Bakır, demir, tahta, kemik ve kirişlerle çalınan/Bethoven sonatları..."dır. Yani devrimin yoluna feda olmuşlardır. Onun şiirleri "İngiliz tuzu gibi..."içilmez, duygu yüklü değildir başlarda. O, şiirlerini " caddelerde ıslık çalarak/kazır" "duvarlara... " Şiir yazmak onun kanını coşturur hep. Onun en sevdiği gazel ise "Anti Düringidir Engelsin... " 

        En büyük yapıtını yazmak için "Hafızı Kapital olmayı" ister. Marxsizmi şiirlerinde yoğurmak için çabalar. O, "topraktan, ateşten ve demirden/hayatı yaratan-/-ların" şairidir. Onun kavgası üretenlerin kurtuluşu içindir. O, hızını "asırlardan" almıştır. O nedenle tarihsel konulara eğilmiştir. Onda "her mısra bir yanardağ hatırlatır." Dizeleriyle kalpleri fetheder, coşturur, sonra da beyinlere girer ve düşündürür okurunu. Onun "ne sırma palanlı bir atı", ne bilmem nerden bir "gelirate", "ne mülkü, ne malı"; onun yalnızca rengini ateşten alan "bir çanak balı" vardır. Şiirinden başka bir şeyi yoktur onun. Nâzım Hikmet'in şiire bakışı başlarda böyledir. 
 
           "O, korkak,/cesur,/câhil,/ hakim ve çocuk" olanların geleceği için verdiği mücadelede gurbetlik onun vazgeçilmez yazgısıdır. Onun gücü "dünyada yalnız olmamaklı"ğıdır. 1927'de "Denize dönmek istiyorum!" diyerek ilk Hasret şiirini yazar: "Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder./ Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter." Nâzım Hikmet, hem şiirinin, hem de halkının başında sürekli nöbette kalmıştır. O, halkımızın "mukaddes" karnı doyana dek döğüşmeye karar vermiştir ta baştan. Bu büyük şair, devrimci mücadelenin işinde bir yolcu olduğunu dünyaya şöyle duyuruyor: "Hey anam hey! Yolcu yolunda gerek./ Bazı altımızda taş toprak döşek,/Bazı örtünecek yorgan bulunmaz!". Geleceğinden hiç kuşku duymayan, tersine büyük bir coşkuyla ileri atılan bir şairdir o. Ufukları önüne katarak, "Nerde gün batarsa orda yatar"ak çetini, imkânsızı zorlayan yolunu sonuna dek sürdürür bu büyük şair. O, "Geceler sürecek kapımın sürgüsünü,/pencerelerde yıllar örecek örgüsünü." diyerek ve o, "bir kavga şarkısı gibi" haykırarak kimi zaman dostlarına, sevdiklerine veda ederek girer hapislere ve kimi zaman da gizlice çıkar gurbetlere. Hem hapiste, hem de gurbette memleketini sevdiğini şöyle dizeleştiriyor Nâzım Hikmet: "Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım./Hiçbir şey gideremez iç sıkıntımı/memleketimin şarkıları ve tütünü gibi." O, "tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibâret" " Türk şairi, komünist Nâzım Hikmet"tir. 1948'de hapiste yazdığı Sen başlıklı şiirinde ülkesine duyduğu özlemi şöyle dile getiriyor: "Sen esirliğim ve hürriyetimsin,/çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,/sen memleketimsin." Yani, onun için ülkesi, "ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasreti"dir. Ondaki "bu keder" olamadığı "yerlerde olabilmenin hasreti"ndendir mutlaka: Örneğin, hapisteyken İstanbul'da Galata Köprüsü'nde, Adana'daki "ırgatların" arasında da, evinde sevdiği kadının yanında olmak ister.
 
             Nâzım Hikmet, toplam 15 yıla yakın hapis yatar. 15 Temmuz 1950'de Af Yasası'yla hapisliği sona erer. Polis, onu, sürekli ve açıkça izlemeyi sürdürür. Kitaplarını ülkesinde yayınlatma, oyunlarını oynatma olanağı kalmamıştır. Bir de yeniden askere alma lafları dolaşıyordur ortalıkta. Giderek artan baskılara dayanamaz ve akrabası Refik Erduran'ın yatıyla 17 Haziran 1951 gecesi Karadeniz'e açılır ve 20 Haziran'da Romanya'ya ulaşır. Böylece ölümüne dek süreceği, 12 yıllık sürgünlüğü, gurbetliği başlar.
 
             Nâzım Hikmet, ardında Varan 3 (1920), 835 Satır (1929), Jakond ile Si-Ya-U (1929), 1+1=Bir (1930), Sesini Kaybeden Şehir (1931), Gece Gelen Telgraf (1932), Benerci Kendini Niçin Öldürdü? (1931), Taranta Babuya Mektuplar (1935), Portreler (1935), Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı (1936), Kurtuluş savaşı Destanı (ilk kez 1965'te basıldı), Saat 21-22 Şiirleri (ik kez 1965'te okurla buluştu), Dört Hapishaneden (ilk kez 1966'da günışığına çıktı), Rubailer (1966'da basılabildi), Yeni Şiirleri (1966'da okura kavuştu), beş ciltlik başyapıtı Memleketimden İnsan Manzaraları (ilk kez 1966/67'de kitapçı vitrinlerinde yer aldı) bunca kitap ve şiir bırakarak terketmek zorunda kalır çok sevdiği ülkesini ve sevdiklerini.
 
            Nâzım Hikmet, yurdışına çıkışının 2. Yılında gurbetliğinin çok uzun süreceğini Vasiyet şiirinde ele alır. 27 Nisan 1953 günü Barhiva Sanatoryomu'nda yazar "Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü" diye başlayan ünlü Vasiyet şiirini. O, "kurtuluştan önce" ölürse, "Anadolu'da bir köy mezarlığına " gömülmeyi vasiyet eder.
 
            1954'te yazdığı Lehistan Mektubu başlıklı şiirinde Lehistan ovasındaki baharla ülkesindeki baharları karşılaştırır: "Bir bizim ovaların baharları böyledir:/Işığında şahin olup uçasın gelir,/deresinde sazan olup yüzesin gelir,/yeşilini çiy çiy yiyesin gelir/.../Sesin var mı, yok mu, bakmaz,/zorla türkü söyletir;/uykunda bile yakanı bırakmaz,/girer, düşüne girer/güneşlerle yüklü dallar..." "her solukta alıp da memleket kokusunu/memleketi bir daha görmemek ihtimali." "deli etmiştir" onu uzun gurbetlik yıllarında.
 
 Macaristan'dan yazdığı bir başka bir şiirde ise çocukken postacı olmak istediğinden söz eder. Yaptığı işi, yani şairliğini de "bir çeşit postacılık"a benzeterek. O, bir şair olarak, "İnsanın, dünyanın, yurdun, haberini,/ağacın,  kuşun, kurdun haberini,/seher vakitlerinde/yahut/gecenin ortasında" taşımıştır yüreğinin çantasından insanlara.
 
             Macaristan Notları'nda toprakla ilişkisini ve sevdiği İstanbul'dan ayrılışını acı acı şöyle şiirine geçiriyor, gurbetin elindeki büyük şair: "ne zaman ayrılsam topraktan/bir kederdir içime düşer,/elinin, sevgilim,/elimden sıyrılışı gibi bir keder,/tıpkı o sabahki gibi,/eşiğinde kapımızın,/İstanbul`da. " O kendini gurbette "bir halk türküsü gibi hür" duyumsasa da, onun için sevdiklerinden, ülkesinden, halkından "Ayrılık dayanılır gibi değil"dir.
 
             Nâzım Hikmet, oğluna 1955`te Moskova'dan yazdığı son mektupta "Dünyada kiracı gibi değil,/yazlığına gelmiş gibi değil", "babanın" eviymiş gibi yaşa diye öğüt veriyor. Memet'e " memleketler içinde bir şirin memlekettir/Türkiye/bizim memleket." demeyi de unutmuyor. Kendi yalnızlığını oğluna şöyle yansıtıyor Nâzım Hikmet: "ben dilimden, türkülerimden,/tuzumdan, ekmeğimden uzakta,/anana hasret, sana hasret,/yoldaşlarıma, halkıma hasret öleceğim,/ama sürgünde değil,/gurbet ellerde değil,/öleceğim rüyalarımın memleketimde".
 
             1956`da Moskova'da yazdığı ünlü Karlı Kayın Ormanınıda şiirinin bir dörtlüğünün ilk iki dizesi, onun gurbetliğinin boyutlarını da ele veriyor sorduğu soruyla: "Memleket mi, yıldızlar mı,/gençliğim mi daha uzak?" Bir başka dizede "Yedi tepeli" kentinde "gonca gülü"nü bırakışından da söz eder. Stockholm'da 1956`da yazılan Kavak başlıklı şiirinde, onda "Muhacirliği"nden beri nerde olursa olsun sesi gelen, ürperen bir kavağın içinde boy verişinden söz eder. Bu şu demek elbette, "Şairi cennete koymuslar/Ah memleketim!... demiş".
 
             O ülkesinden ayrılalı 5 yıl olmuştur ve gurbet iyice bağrına işlemekte, dayatmaktadır. Prag'da Vakitler şiirindeki, şafak'da,  yazılan şu iki dizedeki itiraf, yürek yakıcı  değil mi? "Ah gülüm, ah gülüm,/ muhacirlik ölümden beter..." Prag günlerinin öğle'sinde de durumunu şu iki dizede gözler önüne seriyor: "Şair, memleketten uzak,/hasretlerle delik deşik, " Prag günlerinin gece'sinde ise özlem yüklü şu dizeleri, tanrıya seslenerek, geçiriyor şiirine: "Ne altın isitiyorum ondan,/ne bilim, ne de gençlik./Hasretlik cana yetti,/pes!/Beni İstanbul'uma götürsün bir saatlik..."
 
             Varna'da yazılan şiirler Nâzım Hikmet'in özlemlerini, gurbetliğini apaçık gösteriyor, ele alıyor. 24 Mayıs 1957`de yazılan Sofya'dan başlıklı şiirinin son dizesi onun yüreğini, yaşamını çok güzel özetliyor: "Şu gurbetlik zor zanaat zor..."  İstanbul'dan uzakta, sevdiği bu kentin her şeyini arar, öyle ki , "Üsküdar Cezaevi'nin görüşme yerini bile...". 27 Mayıs 1957`de Varna önünden geçen vapuru "usulcacık" okşarken elleri yanan ünlü Vapur şiirini yazar. 2 gün sonra yazdığı Memet şiirinde "Karşı yaka'nın "memleket" olmasından "deli hasret, deli hasret" diyerek söz eder. 3 Haziran 1957`de kaldığı otelin Bolkon'unden Karadeniz'i seyrederken "çok hasta, çok muhacir şair"e cacıkla "peynirli pide" getirirler. Şair kendini, bir an, İstanbul'da duyumsar. Varna'da "yeşil biber"de, "türküler" de yürek yakıp tutuşturandır; yani "Acı mı acı"dır. Sofradaki " domates, yeşil biber, kalkan tavası,/radyoda ´Ha uşaklar!` Karadeniz havası, " rakı, şairin "Ahbapça, kardeşçe konuşulan dili" onu kederlere boğmaya yeter. "A be islâh be, islâh be hâlim..." diyerek içinde bulunduğu dayanılması zor konumu da imler şiirinde. Böyle "keder"leri bir kendisinin bildiğini, yaşadığını da söylemeden edemez. Varna'da Memet'i, karısı Münevver'i bir de "memleketi"ni düşünür sürekli. Bu kadar kedere, acıya, gurbetliğe, özleme dayanması elbette zordur onun. Ölümü giderek daha sık düşünmeye başlar: 1 Temmuz 1957`de Balçik'de yazdığı Mavi Liman başlıklı şiirinde ölüm karşısındaki duygularını iyice belli eder: "Çok gorgunum, beni bekleme kaptan./Seyir defterini başkası yazsın." Aynı gün, aynı yerde "ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda" diye dize düşürdüğü ünlü  Ceviz Ağacı şiirini yazar özlemlerini alabildiğine göstere göstere. Polisin ve sevdiğinin farkında olmadığı bir İstanbul düşünü ele alıyor şair bu şiirinde. Yazdığı şiirlerin basılmamasının karamsarlığını, günün birinde basılacaklar umuduyla dengeleyen şair kötümser durumunu İyimserlik (başlıklı şiirinde) olarak yorumlar.
 
  
             8 Nisan 1958`de Prag'da yazdığı şiirde ülkesinden getirdiği ne kasketinin, ne de ülkesinin yollarında yürüdüğü ayakkabılarının sağlam kaldığını, şile bezinden son gömleğinin ise çoktan yırtıldığını ilân eder dünyaya. Ona ülkesini anımsatan bir şeyi kalmamıştır elinde. Ülkesi, ne var ki onun ağarmış saçlarında, yüreğinin "enfarktında", alnının derin çizgilerindedir. 

                                                                                                                                            
              Nâzım Hikmet, "bıçak gibi boğazları, parça parça karları"yla İsviçre dağlarını da bizim dağlara benzetmekten büyük  bir haz duyar. "Viyana dolayları"nda Tuna'ya bakarak yazdığı bir başka şiirinde ülkesine doğru Tuna'yla birlikte uzanmayı, Boğaz'dan geçerek vapura binmek üzere olan oğluyla annesinin önünde çırpınmayı istediğini nasıl içli, yakıcı bir biçimde ele alıyor bakın: "Tuna`nın suyu olaydın/Karaorman`an geleydin/Karadeniz`e döküleydin/mavileşeydin mavileşeydin mavileşeydin/geçeydin Boğaziçi'nden/başında İstanbul havası/çarpaydın Kadıköy iskelesine/çarpaydın çırpınaydın/vapura binerken Memet´le anası." Sevdiklerine her türlü biçimde ulaşmanın düsünü durar yüreği özlemlerle, gurbetlik acılarıyla dolu Nâzım Hikmet. 22 Haziran 1958`de Leipzig'de bir tıramvay durağında: "Bir Üsküdar balkonunda, guruba karşı demlenir gibi/.../tadını çıkara çıkara, yudum yudum/kederle"ndiğini yazıyor büyük bir sıkıntıyla. O, deniz olmayı da dileyen bir şairdir "kıyıda" "durmuş" ülkesini, sevdiklerini, halkını, kavgasını, geleceğini, ölümünü düşünen.


                 "Dünyada vatandan aziz şey var mı?" sorusunu Bu Vatana Nasıl Kıydılar'ı kanıtlayarak yanıtlar 1959`da. O, bir yandan Menderes hükümetiyle uğraşır amansız bir biçimde; bir yandan da "Sevdalara doyulamadı"ğını, sevmeye doyamadığını itiraf eder açıkça. Sonra da erken ölümden çekindiğini yazar sıkıla sıkıla; çünkü "Giderayak" "bitirilecek" işleri olduğunu da,  henüz ölmek istemediğini vurgulayarak, belirtmeden duramaz. Yani ülkesinin Amerikan emperyalizminden, boyunduruğundan kurtulduğu günü görmeyi de istemektedir haklı olarak.

               Nâzım Hikmet, ülkesinden ayrılalı 8 yıl olmuştur ve kalbinden rahatsızdır. Özlemleri iyice yormaktadır onu. Kederden boğulmaktadır alabildiğine. İstanbul, çok özlediği bu kent, sürekli onun içindedir, dünyasındadır: Orada havalar hep güneşlidir, aydınlıktır. Şair, kıyıda yaşamın tadını çıkarırken, kalkan bir vapura yetişmek için koşarsa da yetişemez, iskelede kala kalır umarsız bir biçimde. Gözünün önünde "Bir selvi" vardır selviler içinde, "bir çeşme " vardır çeşmeler arasında ve doyamadığı "Üsküdar"ı durup duruyordur yerinde. İlk hasret şiirinden tam 32 yıl sonra yazar 2. Hasret başlıklı şiirini ayrılık acısını sezdire sezdire: "Aynı daldaydık, aynı daldaydık./Aynı daldan düşüp ayrıldık./Aramızda yüz yıllık zaman,/yol yüz yıllık. "  Nâzım Hikmet, bir yanıyla hep Türkiye'dedir, İstanbul'da, halkının, sevdiklerinin yanında; öte yanıyla da gurbette, acılar içinde, kederlerle yoğrulu. Sevdiklerinin kendisini "Beyazıt'ta Çınarlı Kahve'de mi Gorki Parkı'nda mı?" beklediğini sorar dostlarına. Gurbelte ülkesi arasındaki düşsel gidipgelmelerinde. 23 Temmuz 1959`da Doğu Berlin'deki Astorya Lokantası'ndaki garson kıza seslenerek kendinden, özlemler içindeki dünyasından söz eder içinden ve bir kere bile masasına servis yapmadığı yaşlı adamı kastederek şiirini şöyle hazin bitiriyor, kendini imleyerek, Nâzım Hikmet: "Belki memleketine dönmüş/belki dönmeden ölmüştür." Onun gurbetteki karamsarlığı, ölüm korkusu sürekli artmakta, bur durum şiirlerine de açıkça yansımaktadır: "Bütün kapılar kapalı üstüme/bütün perdeleri inik/ne bir mendil mavilik/ne bir avuç yıldız./Bizi burada mı bastıracak ölüm" /3 Ağustos 1959, Laypzig). Ölümünden 4 yıl önce ölmekten korkmadığını, ölümün ağrına gittiğini, yalnızca ölümü onuruna yediremediğini, yazar apaçık (15 Ağustos 1959). Onun en sevdiği "memleket yeryüzüdür"; bu onun yaşamaya ne kadar çok bağlı olduğunu gösteriyor. Bir vasiyet gibi "Sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi." diye yazar (16 Ağustos 1959) bir şiirinde. Ünlü Saman Sarısı şiirinden iki dize var ki, yine o hiç istemediği ölüme ilişkin ve gurbetliğini imleyen: "iki şey var ancak ölümle unutulur/anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü".
 
             O, gurbette acı ve kederle yoğrulurken Demokrat Parti iktidarı ülkemizi kasıp kavurmaktadır. Kore savaşında nice canlar yanmıştır. Ülkedeki ilericiler, sosyalistler, komünistler, demokratlar tutuklanmakta, işkence görmekte, hapsedilmektedirler. Adnan Menderes'e şöyle seslenir Gazete Fotoğrafları Üstüne başlıklı şiirin 3.ncüsünde: "Türküler söylendikçe Türk diliyle/seni seviyorum gülüm, dendikçe Türk diliyle/Türk diliyle gülünüp/Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça, Adnan Bey,/ben anılacağım,/anılacak Türk diliyle size sövüşüm." (1959) Sonra da onu lanetler sonsuza dek.
 
             Onun, gurbette, "En yalnız akşamları" "bile duvarında gülen bir anadolu kilimi " gibidir elbette sevdiği, sevdikleri sayesinde. Radyodaki "memleket" haberleri onu yaşama bağlar. Onu anıları, ülkesinden gelen gazeteler, kitaplar dergiler ve radyo haberleri hiç yalnız bırakmaz, oyalarlar. 
 
            11 Eylül 1961'de Doğu Berlin'de yazdığı Otobiyoğrafi başlıklı şiirinden başka yerde yazmaz  14 yaşından beri şairlik ettiğini. Aynı şiirde "kimi insan otların, kimi insan balıkların çeşidini bilir" dedikten sonra, kendisinin "ayrılıkların" her çeşedini  yaşadığını,  bildiğini yazıyor. "kimi insan ezbere sayar yıldızların adını," o ise "hasretlerin"  her çeşidini yaşadığını belirterek derin acısını bir kez daha dışa vuruyor, gözler önüne seriyor.
 
            Ölümünden bir yıl önce, bir başka düşünden söz eder: Ülkesinin " ulu kurtuluş düşü", hapiste yatarken  özgürlüğünün ışığıdır; sürgünde ise ekmeğinin "katığı"dır;  "her biten akşamda",  "her biten günde". Ülkesinin  Amerikan emperyalizminden kurtulacığını düşler, düşünür, umar, bekler. Onu uykular tutmaz sabahlara dek, "birbirinden güzel şeyler" düşünür. "yakalanmazı kovalamaktan " yorulduğunu itiraf eder 1962'de. Bükreş'te yazdığı bir şiirinde ise ülkesinin "uçak uçuşu ile iki kanatlak yerde", ya da "belki artık bir mezar boyu uzakta" olduğunu dizeleştirir, ele alır, yani ülkesini ne çok düşündüğünü, aklından hiç çıkarmadığını, her fırsatta gösteriyor.
 
           Ölümünden iki ay önce Cenaze Merasimim şiirini yazar. Bu şiirinde cenazesinin nasıl kaldırılacağını, ölüsünün üçüncü kattan nasıl indirileceğeni merak eder. 2 Mayıs 1963'te yazdığı biir şiirde "iyi ki yattım hapiste, sevdim ulaşılmazları, hasretlerimin hepsinde",  diyor. Yaşadıklarının hepsinden hoşnut olduğunu, hiç pişmanlık duymadığını dile getiriyor açık yüreklilikle.
 
Nâzım Hikmet, 1963'te Vera'ya yazdığı, sanki son şiiri olan şiirinde: "Geldim/Kaldım/Güldüm/Öldüm ", diyerek 4 eylemle bu dünyadaki varlığını özetliyor.
 
Turgut Uyar, "Eskimez senin gurbetçiliğin", diyor ona. Onu nasıl da iyi tanıyor Turgut Uyar "Ülkeni dirençle yaşamak ülken olmayınca sözlüğünde", diyerek! O, Turgut Uyar'a göre, "Halksız bir yazarın acısını" taşıyandır; o,   "Kalebent bir şahzade gibi mahzun"dur; o, "Börklüce gibi sabırsız haklılıgında "dır, mümkün bütün gurbetlerde.
 
              Nâzım Hikmet'in gurbetliği 3 Haziran 1963'ten beri sürüyor. Mezarı hâlâ getirilemedi ülkesine.

              Oysa Nâzım Hikmet, bütün mümkünlerde ve Türk şiirinde dipdiri yaşıyor.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

 
< Önceki   Sonraki >
spacer
Anket
Yeni görünümümüzü nasıl buldunuz?
 
Popüler
Son Eklenen Yazılar

 
© 2014 Ayrıntı Edebiyat
Hosting Cruise
spacer