Pozitivizm tam olarak yadsımasını temsil ettiğini
sandığı Metafizik olduğunu gösterir.
Us evrene onda kendi biçimini bulabilmek için yaklaşır:
Onda uyum, düzen, güzellik arar. Onda ussallık arar.
Onu bulması için görünürde Doğanın kendisi tarafından
zorlanır, düzeltilir. Gerçekte kendi kendisi tarafından
düzeltilir.
Avrupa bilimi Galileo, Kepler, Descartes, Leibniz
gibi ussalcıların doğrudan doğruya Antik ve İslamik
Felsefecilerinin ve Bilimcilerinin yarattıkları
bilimsel birikim üzerine dayanan yeni çabalarıyla
tanıdı. Doğu dünyası ve Türkler modern dönemin başlarında
bilimsel ve uygulayımbilimsel gelişmeleri bugün
de olduğu gibi çok yakından izlerken, tarihsel büyüklükleri
ile ekinsel dizgelerinde kendine yer bulamayan böyle
bir çocuksu merak bileşenini silmişlerken, Usun
bu kavramsal gelişimi Avrupa’da Galileo, Kepler,
Faraday ve başkaları ile aynı ussal sürekliye katılan
James Clerk Maxwell’de doruğuna yükseldi. Daha sona
20’inci yüzyılda insan tininin her boyutunda irrasyonalizme
boyun eğen ve Klasik ideallere, Değer Kavramının
kendisine savaş açan Batı entellektüalizmi Einstein
ve Heisenberg ve izleyicilerinin temsil ettikleri
sözde görgücülük yoluyla usu ve ussallığı bilimsel
etkinlik alanında de bütünüyle uzaklaştırdı.
Modern bilim tüm modern kuramlarında ussal olanın
değil ama imgesel olanın, düşlemsel olanın, delice
olanın güdümündedir: Bir uzaysal ve zamansal boyutlar
çoğulculuğu, bir şimdiler çokluğu, zamanın başlangıçı
ve uzayın sınırları, devinen uzaylar vb. dolaysızca
bilimin çocuklaştığın anlatırlar, aslında Orta Çağlarda
antik bilimsel kantıın başına geleni anımsatırlar.
Modern Batıda kuramsal irrasyonalizm törel alanın
irrasyonalizmi ile tamamlanır. Postmodernizmin bilimsel
olanı alaya almasının zemini tam olarak bu irrasyonalizmin
kendi doğasıdır.
Modern ‘bilim’ kendini dünyanın daha büyük gerçekliğinden,
törellik ve estetikten yalıtır. Usun bütününden
koparır. Tam bir bağnazlık içinde, tek-yanlılık
içinde, pozitif olana, olgu dediği ve kesinlikle
ne olduğunu anlamadığı kategoriye sarılır. Bu soyut-yalıtılmış
ya da analitik bilinci taşıyan ruhsal yapı sonunda
bütünüyle ussal olarak Usun kendisine karşı açıkça
düşmanca bir tutuma girer.
Einstein’ın Genel Görelilik Kuramının bir sonucu
olarak evren sonludur. Buna göre, Einstein’ın evrenin
yarıçapı için elde ettiği formül şudur: R2 = 2 /
kr.
C-G-S Dizgesinin kullanımı bu eşitlikte 2 / k =
1,08*1027 sonucunu verir; r ortalama özdek yoğunluğu
[ve k ise Newton’un yerçekimi değişmezi ile bağıntılı
bir değişmez değerdir].
(Özel ve Genel Görelilik Kuramı (1917; İdea 1997),
§ 32, Not 23, s. 136.)
Pozitivizmin modern dönemde felsefeyi sindirmesi
ve bilimsel etkinliğin idealizme sırtını dönerek
kendini açıkça militarizmin ve kapitalizmin hizmetine
adaması bütünüyle ilgili ve tutarlı olgulardır.
‘Bilimsel topluluk’ ortak bir mantığın güdümünde
olduğu için bir topluluktur. Bu mantık David Hume’un
duyu izlenimlerinden türettiği bir alışkanlık mantığı,
doğa yasasını tanımayan ama yalnızca olası ya da
yaklaşık gerçeklikler isteyen, kavramın eytişimi
yoluyla değil ama algı süreçleri yoluyla işleyen
bir mantıktır. Böyle olarak, mantıksızlıktır. Felsefe
bir yandan bu yüzeysellik tarafından hiçbir biçimde
olmadığı biçimler altında yorumlanır. Öte yandan
felsefeye ilgisiz böyle saçmalıklar haklı olarak
reddedilir. Pozitif kafa gerçeklik sorununa bütünüyle
kapalı kalır.
Hegel Doğa Felsefesi’nde şöyle yazar:
‘‘Görgül Fiziğe karşı belirtilecek ilk şey onda
kabul ettiğinden ve bildiğinden çok daha fazla düşüncenin
bulunduğu, ve sandığından daha iyi olduğudur; ya
da, eğer Fizikte düşünce bir bakıma kötü birşey
sayılacaksa, sandığından daha kötü olduğudur. Öyleyse
Fizik ve Doğa Felsefesi birbirlerinden algılamanın
ve düşünmenin birbirlerinden ayrıldığı gibi değil,
ama yalnızca düşünmenin tür ve tarzı yoluyla ayrılırlar;
ikisi de Doğanın düşünce yoluyla bilinmesini anlatırlar.’’
LEP (The Large Electron Positron Collider — Büyük
Elektron Pozitron Çarpıştırıcı)
CERN’de (ya da AÇAK, Avrupa Çekirdek Araştırma
Kurumu) bulunan LEP (ya da BEP) makinesi dünyadaki
en büyük parçacık çarpıştırıcısıdır. 100 m yeraltına
gömülü ve 27 km çeper ile bu halkada elektron ve
karşı-elektron (pozitron) demetleri karşıt yönlerde
hemen hemen ışık hızına yakın bir derecede ivmelendirilirler.
Çarpıştıklarında ilkin bir erke salınımı olur ve
hemen ardından yeniden parçacıklara geri dönülür
— erke-özdek dönüşümü.
Pekçok insan Bilimlerde birşeylerin ciddi olarak
ters gittiği kaygısını duyar. Böyle olmamalıdır,
diye düşünürüz. Eğer güç söz konusuysa, bu kadar
büyük bir güç herşeyden önce insanlığa bir gözdağı
olarak kullanılmamalıdır, deriz. Dev tasarların,
sınırsız insan kaynaklarının, onbinlerce araştırmacının,
bütün bir yüzyılın insanlığın gönenci için değil
ama onu dünyasıyla birlikte yoketmeye ayarlanmış
bir güç üretmeye adanmasında usdışı, aslında delice
bir yan olmalıdır, deriz. Ve bu işi yalnızca birkaç
hükümetin, birkaç çılgın politikacının yapmasının
olanaksız olduğunu düşünürüz. Modern eğitimin yetiştirdiği
sözde en yetenekli kafaların böyle bir tuzağa nasıl
düşebildiklerine hayret ederiz çünkü eğitimin uyarlığa
aykı olmaması, yoketmeye değil ama varetmeye yönelmesi
gerektiğini kabul ederiz. Sorgusuzca. Ama çoktandır
bilimin bütün bir mantığında bozulmakta olduğunu
görürüz. Pozitif bilimciliğin de tıpkı nükleer gözdağı
gibi insan doğasına aykırı olduğunu, bunun altında
ürettiklerine ve sonuçlarına katlanmaya dayanabilecek
bir düzeye dek çarpıtılmış bir mantığın yattığını
anlarız.
Bilimde Yirminci Yüzyılın
Övünçleri
‘‘In truth, modern science is nearer to its beginning
than its end’’ diyen John Maddox bir Newsweek popüler
bilim çözümlemesinde yirminci yüzyılın bilimsel
başarımlarını şöyle sıralar:
1) 1905 Einsten’ın görelilik kuramı uzay ve zaman
görüşlerini değiştirir, kütlenin erkeye ve erkenin
kütleye çevrilebileceğini gösterir.
2) 1915 Einstein’ın yerçekimi kuramı evrenin bir
açıklaması için bir çerçeve önerir.
3) 1926 Atomların parçaları daha tözsel nesnelerden
değişik olarak davrandıkları tanıtlanır. Sonuçta
ortaya çıkan ‘‘nice kuramı’’nın imlemi henüz sindirilmektedir.
4) 1929 Edwin T. Hubble evrenin genişlediğini keşfeder.
5) 1930lar Hayvanlarda ve bitkilerde kalıtım kalıplarının
anlaşılması konusunda ilk kez görüş birliğine varılır.
6) 1953 Kalıtımda DNA’nın tüm gözeciklerin yaşamının
düzenlenişi için kimyasal reçete olarak rolü ilk
kez saptanır.
7) 1969 İnsan ilk kez Ay’a ayak basar.
8) 1971 Genlerin bir örgenlikten bir başkasına
aktarılması bioteknolojiyi bir gerçeklik yapar.
Bu modern bilimin ‘övünç’ tablosudur.
Yukarıdaki listede nükleer gözdağından, yaşama
alanlarının yaşanmaz duruma getirilmesinden söz
edilemez, ve birinciden üçüncüye dek tüm dünya insanlarının
gönencinden, yaşamlarından çalan askeri / bilimsel
bütçelerin büyüklükleri bilimsel bir sorun değildir.
Pozitivizm için değer yargıları anlamsız duygusal
bildirimlerdir.
Varoluşçu mantık bireyin değerlerini seçmede özgür
olduğunu söyler — insan doğasında hiçbir ölçüt ya
da özsellik olmaksızın. Bir insan doğasının, insanın
özünün yokluğunda, HERŞEY NORMALDİR.
‘Yeni Fizik’ Konusunda Bir Alıntı
The New Physics,
Edited by Paul Davies, Cambr. U. Press, 1989, s.
481. Chapter 18. ‘Overview of particle physics.’
by Abdus Salam.
‘‘Fizik inanılmayacak düzeyde varsıl bir bilim
dalıdır: yalnızca temel doğa yasalarını anlamamızı
sağlamakla kalmaz, ama ayrıca modern yüksek uygulayımbilimin
temelini de sağlar. Yüksek uygulayımbilimin önemli
kesimleri ile bu yakın bağıntı nedeniyle, fizik
en eşsiz ‘gönenç yaratma bilimi’dir. Bu giderek
kimya ve yaşambilim ile zıtlık içindedir [?]: bu
bilimler gelişim için önemli olsalar da, kimyanın
uygulamada gübreler, böcek ilaçları vb. ile ve yaşambilimin
ise tıp bilimleri ile ilgilenmesi anlamında ‘sağ-kalma
bilimleri’ olarak sınıflandırılabilirler. Böylece
kimya ve tıp bilimleri birlikte besin üretimi ve
ilaç uzmanlığının sağ kalma temelini sağlarlar.
Fizik sonraki gelişmişlik düzleminin denetimini
üstlenir. Eğer bugün modern bir ulus varsıl olmak
istiyorsa, hem kuramsal hem de uygulamalı fizikte
yüksek bir uzmanlık düzlemi kazanmalıdır.’’
Böyle pozitivist yoksul us gerçekten de ancak yaptığı
işi gübreler ve böcek ilaçlarlıyla karşılaştırarak
övünç ve doyum duyabilir. Herşeyden önce fizik inanılmayacak
denli varsıl bir bilim değildir. Eğer kavramsal
varsıllık söz konusu ise, varsıllıkları daha da
inanılmayacak bilimler vardır. Fizik en temel, en
yalın bilimlerden biridir. Eğer içerik söz konusu
ise, fizik dirimsiz özdeğin bilimidir. Yaşambilim,
ruhbilim, toplumbilim gibi kavramı asıl düzleminde
alan bilimler bir yana, fizik kavramsal olarak kimyanın
da temelinde, altında durur. Bu olgunun doğası gereğidir.
Ama bu durum fiziği değersizleştirmez. Temel olmak
yalın olmaktır, ve yalın olmak ise söz konusu bağlamda
varsıl olmanın tam tersini anlatır. Ama yalın olmak
kavranması kolay olmak demek değildir. Kanıtı bu
‘Yeni Fizik’ denilen mitolojinin kendisidir. ‘Yalın’
bir kuvvetin eytişimi bu analitik fizik için, bu
pozitf fizik için en kafa karıştırıcı, giderek içinden
çıkılması en güç sorun olduğunu tanıtlamıştır. Bugün
bu bilim elimize bir kuvvetler çokluğu için, bir
parçacıklar çokluğu için birbirinden varsıl, birbirinden
türlü kataloglar verir. Bu türlülük kavrayışın kanıtı
değildir. Tam tersidir.
İdea-tr'den alınmıştır.