Anadolu'dan Mezapotamya'ya, oradan
eski Yunan'a kadar uzanmıştık "Dünyayı Değiştiren
Kitaplar" dizimizde. Bu kez Doğu'ya gidip, İ.Ö 560-479
yılları arasında yaşadığı sanılan Çin'li filozof Konfüçyus'un
kitabı "Lun-yü" yani "Konuşmalar"a göz gezdireceğiz.
Bundan önceki kitaplar gibi, Konfüçyus'un "Konuşmalar"ı
da tek bir kişinin kaleminden çıkmış değil aslında.
Tam olarak ne zaman yazıya döküldüğü de bilinmiyor.
Kitap, üstadın öğrencilerinin aldığı notlardan derlenmiş
ve birkaç farklı baskısı var. En beğenileni ise, İ.S
175'de, sözkonusu örneklerden Bilgin Chang Yü'nün
yaptığı ve taş üzerine yazılan derleme. Daha sonraki
tarihlerde de "Lun-Yü"nun yeni versiyonlarına rastlanıyor.
Ancak kim düzenlerse düzenlesin, hepsi de sözlerin
sahibi olarak Konfüçyus adını zikrediyorlar.
Konfüçyus'un hayatı hakkında da kesin bilgiler yok
elimizde. Soylu bir aileden geldiği, önemli siyasal
mevkilerde bulunduğu ve hatta adalet bakanı olduğu
rivayetlerden birtanesi. Bir başka rivayete göre ise,
geçimini sağlamak için koyun çobanlığı bile yaptığı
söyleniyor. Yaptığı geziler de tartışma konusu, ama
Çin'in pek çok vilayetini gezdiği konusunda kimsenin
kuşkusu yok.
Kendi sözleriyle; onbeş yaşında kendisini öğrenmeye
vermiş Konfüçyus, 30 yaşında iradesine sahip olmuş,
40 yaşında şüphelerden uzaklaşmış, 50 yaşında "göğün
emrini" öğrenmiş, 60 yaşında seziş yoluyla herşeyi
kavramış ve ancak 70 yaşından sonra -doğru olan
şeylere zarar vermeden- kalbinin isteklerini yerine
getirmiş..!
Yaşadığı çağın siyasi ilişkileri ve toplumsal yaşam
tarzı konusunda oldukça kötümserdir Konfüçyus. "Konuşmalar"ından
bir öğreti çıkarmak zordur. Daha çok, kötü bir yönetim
altında acı çeken insanların gözlemlenmesinden kaynaklanan
"doğru yönetici" ütopyasıdır onun felsefesi. Dikkat
edilecek olursa, söyledikleri hep halkın yaşam standartlarını
yükselten, onlarla uyum içerisinde olan bir yönetici
kimliği üzerinedir ve bir toplumsal uzlaşma arayışındadır.
Sorunların başında halkın cehaletini gören üstad,
"Konuşmalar"a "Öğrenmek" bölümüyle girer. Konfüçyus'un
söyledikleri
"Konuşmalar"ın 1973 tarihli baskısında, çevirmen
Muhaddere Nabi Özerdim, Konfüçyus'u şu sözlerle
tanıtıyor; "Birçok kitap okuduğu ve bunları el kitabı
olarak kullandığı bir gerçektir. Okuduklarını kendi
fikirleriyle birleştirerek ortaya koymuştur. Bilgiyi
sadece bilgi için edinmemiş, bunu ahlak ve devlet
meseleleriyle ilgili çalışmalarında ve öğreniminde
mihrak noktası yapmıştır. Bununla, ızdırap içinde
olan dünyayı saadet ve refaha kavuşturacak bir yol
bulmağa çalışmıştır".
Kendisini "yaratıcı olmaktan ziyade nakledici"
olarak niteleyecek kadar alçakgönüllü bir tavır
sergileyen Konfüçyus, "Konuşmalar"ında pek çok konuda
erdemli davranış biçimlerini belirtiyor. Ancak,
devlet yönetimi konusunda söyledikleri özellikle
ilgiye değer; Üstad, hükümeti iyi bir şekilde yönetmek
için iktidarda olan kişinin 5 üstün şeye değer verip
4 kötü olan şeyden uzaklaşması gerektiğini söylerken,
beş iyi şeyi şöyle sıralıyor; "iktidarda olan kişinin
aşırı derecede harcama yapmadan faydalı olması,
halkına pişmanlık getirmeyecek görevler vermesi,
aç gözlülük etmeden istediği şeyi alabilmesi, gururlu
olmadan itibar kazanması, korkunç olmadan yüce olması"...
Dört kötü şey ise; "halkı eğitmeden ölüme sürüklemek(buna
zulüm denir), onları haberdar etmeden ani olarak
işe koşmak(buna baskı denir), acil olmayan buyruklar
çıkarıp sonra bunların hemen uygulanmasını istemek(buna
gaddarlık denir), insanlara birşey verirken veya
onları mükafatlandırırken hasis davranmak(buna yersiz
davranış denir) oluyor...
İnsanın karakterinin doğuştan değil, eğitim ve
toplum kurallarıyla şekilleneceğini düşünen Konfüçyus,
bu karakter yapısının mükemmel hale gelmesi için
müzik ve şiirle ilgilenilmesi gerektiğini savunuyor.
"Konuşmalar" boyunca, Üstadımızın bazı takıntılarına
da tanık oluyoruz. En çok da giyim kuşam konusunda
tutucu Konfüçyus. Mesela, üstün insanın elbiselerinde
koyu eflatun veya mor renk olamayacağını söylüyor.
"Kuzu kürkü üzerine siyah, karaca kürklü üzerine
beyaz, tilki kürki üzerine de sarı kumaştan bir
elbise"yi yeğlerken, "kürklü iç elbisenin uzun,
sağ kolunun daha kısa" olması şartını da koşmuş.
Meraklıları için hemen ekleyeyim, üstün insan kreasyonu
ile ilgili önerileri bu kadarla sınırlı değil Konfüçyus'un.
Anlaşılan yaşadığı çağdaki zevklerden hoşnut olmayan
üstad, hiç değilse müritlerine bir çeki düzen vermek
istemiş..!
Uzak doğu felsefeleri üzerine mistik yaklaşımlarda
bulunanlar için fazlasıyla basittir Konfüçyus'un
söyledikleri. Hayatın sırrı gibi gevezelikler yapmaz,
dünyayı yorumlamaz ağdalı cümleler kurmaz. Ancak,
basitmiş gibi görünenin altındaki somut toplumsal
meselesiyle -bugükü terminolojiyle söylersem- gerçek
bir aydın tavrı içindedir Konfüçyus. Onu evrensel
kılan da budur...