Nietzsche bundan, tüm insanlığın güç ve iktidar
istemi tarafından yönlendirildiği sonucunu çıkarır.
Ona göre, tüm eylemlerimizin temel dürtüsü işte
bu enerji kaynağından beslenir. Güç istemi çoğunlukla
başka birtakım şekillerde, yani şekil değiştirerek,
ortaya çıkıyor, ancak daima mevcuttu. Hıristiyanlık,
öngördüğü tevazu, sevgi ve merhamet ile, görünüşe
göre daima tersini iddia etmekteydi. Gerçekte bu,
hastalıklı bir sapkınlıktan başka bir şey değildi.
Hıristiyanlık, Romalılar’ın köle
zihniyetinden doğmuş ve bu köle
zihniyetini hiçbir zaman üstünden atamamıştı.
Hıristiyanlığ’ın güç ve iktidar istemi, sırları
daha kolay anlaşılabilir güçlü kişilerin değil,
köle olanların istemiydi.
Nietzsche, insanların geliştirdiği kalıpları analiz
etmeye soyunduğunda, onun güç istemi çok yararlı
bir araç olarak ortaya çıkar. Eskiden soylu ve saygıdeğer
bir fedakarlıktan kaynaklandığı sanılan eylemler,
Nietzsche tarafından hasta ve yozlaşmış eylemler
olarak deşifre ediliyordu.
Ne var ki Nietzsche’nin felsefe yapma eylemi, iki
itiraza yanıt vermemektedir. Eğer tek ölçek güç
istemiyse, nasıl oluyor da, o istemin doğrultularına
uymak istemeyen eylemler, kötüden başka bir şey
olabiliyorlar? Ve, azizlerin güç istemlerini başkaları
üzerinde değil de, kendileri üzerinde uyguladıkları
savı, bu düşünceyi öyle çok yönlü uygulayabilme
imkânı veriyor ki, sonunda bu düşünce bizlere hemen
hemen hiçbir şeyi açıklayamamaktadır. İkincisi,
Nietzsche’nin güç istemi çok döngüsel bir düşünce:
Evreni anlama çabamız eğer güç isteminden esinleniyorsa,
o zaman Nietzsche’nin güç istemine dair tasarımı
şüphesiz evreni anlama çabasından kaynaklanıyor.
Ama bırakalım, bu derin ve aynı zamanda tehlikeli
fikirle ilgili son sözü Nietzsche’nin kendisi söylesin:
|
"Güç ve iktidar
hırsı değişikliğe uğradı, ama o aynı yanardağ
hâlâ yanıp duruyor; sabırsızlık ve sınırsız
sevgi kurban istiyor; ve önceleri 'tanrı aşkına'
yapılan şeyler, şimdilerde para uğruna yapılıyor,
ki, bu da en yüksek güç ve iktidar duygusu
ve iyi hissetmeyi sağlıyor." (Sabah Alacası,
204)
|
Kaynak: 90 Dakikada Nietzsche
Güç
İstenci -
Der Wille zur Macht
- will to power
Nietzsche’nin görüngü dünyası, yaşantı dünyası, ruhsal
dünyası, bilinci
insanlık
kuşkusu tarafından belirlendi. İnsanın
güvenilmez, inanılmaz, sevilmez olduğuna inanıyordu.
Duyarsız, Duyunçsuz, Gerçekliksiz
olduğunu sorgulaması bile söz konusu olamazdı.
İyimserlik olarak bilinen törel duygunun tehlikeleri
karşısında uyanıktı. Tersine, yaşadığı dünyada moral
duygunun hiçbir değer ve anlamının olmadığına inanıyordu.
Buna göre, tüm düşüncesini, tüm usunu insanın içinde
yattığına inandı dizginlenemez ve yatıştırılamaz canavarın
varlığını
tanıtlamaya
adadı. Ama bundan daha da çoğunu yaptı. Modern
tinin paylaştığı öz-korkunun üstesinden gelmenin olanaksızlığından
hiç kuşku duymadan,
bireyi
böyle tanımlanan bir varoluşa uyarlamanın yollarını
araştırdı ve geliştirdi.
Nietzsche zamanın ruh durumunun önemli bir telini
yakaladı. Daha şimdiden onun gibi düşünen geniş
bir okuyucu kitlesine insanlığın bir bencillik ve
saldırganlık egosundan daha iyisine yetenekli olmadığını
anlatmayı başardı. İnsanlara çok iyi bildiklerini
bir kez daha söyledi: Siz ruhsuzsunuz, değersizsiniz,
aslında bir sürüsünüz. Sürü bu öz-çözümlemeyi coşkuyla
doğruladı.
Nihilist Nietzsche güvenlikten yoksun bir dünyaya,
kendi öz-duygusuna aç insanlığa, Tanrısı ölmekte
olan bir topluma aslında bunun böyle olması gerektiğini
bildirdi. Immanuel Kant’ın "insanlığın yamuk
tahtasından doğru hiçbirşey yapılamaz" moral
buyrumu ile bütünüyle uyumlu bir dünya görüşü ve
bir ruh durumu geliştirdi. Bu ürpertici olgusallık
algısı zemininde Güç
İstenci hiç kuşkuszu kurtarıcıydı.
Güç İstenci, kendi eytişimi gereği, istenç filan
değil ama güçsüz olanın itkisidir. Güç İstenci
özgür istenç
değildir; tersine, güdüsü bilinçsizdir,
tam olarak Sigmund Freud’un üst-ben dediği bilinçsiz
bir saldırganlık eğilimidir. Bir istenç değil ama
denetlenemeyen bir tutkudur, us açısından salt bir
kölelik anlatımıdır,
dışsal bir güce bağımlılığın
ele verilişidir. Ve us tutkuya boyun eğer: Tüm
değerleri değersizleştirilen mantık özgür
istenci de değersizleştirir, e.d. yok
eder.
Güç İstenci başka istençleri tanımaz. Tersine,
yetkeciliğini
dolaysızca gösterir. Varolma koşulunda barışçıllığı,
zorun ve zorbalığın ortadan kalkışı olarak türeyi,
en özsel eşitliği, kısaca insanlığın üzerinde anlaşabileceği
en küçük ussallık düzeyini bile tanımaz.
Nietzsche’nin istediği Güç
hiç kuşkusuz Doğaya
değil ama İnsana
karşıdır. Ruhçözümsel olarak, dolaysızca bir paranoya
belirtisi, bilinçsiz bir korkunun anlatımıdır. Nietzsche’nin
sürü
dediği insanlık için duyduğu nefretin bir başka
terimde belirişidir.
İnancını öldüren, varoluştaki anlam ve değerini
yitiren, insan doğasının kendisine yabancılaşan
Nietzsche güçsüz, mızmız bir karakterdi çünkü
egosunun karşısında yalnızca onun olumsuzlanmasını,
‘başka’yı, o olmayan, onun sınırı ve sonu olan bir
gözdağını algılıyor ve duyumsuyordu. Nietzsche güç
istiyordu, ama istediği güç kesinlikle insana
ve insanlığa güven duygusuyla birleşen Erdem değildi.
Nietzsche o gülünç üstün-insan
tasarımında bir yabancılar, bir yarışmacılar, bir
hasımlar toplumunda yiten modern bireyin çok yaygın,
ama yaygın olduğu denli de budalaca ve tehlikeli
özlemine anlatım verdi. Buna göre, Nietzsche’ye
son yüklenen sıfatlardan biri de doğalcılıktır.
Nietzsche’yi iyi tanıyan, düşünürün dengeli bir
tablosunu çizdiği ve her savını bir düzine alıntı
ile desteklediği ileri sürülen bir yazar unları
söyler (Nietzsche: Naturalism and Interpretation.
Christopher Cox. Berkeley: University of California
Press, 1999. Pp. xvi + 270. $45.00.) :
"the apparent dogmatism
of will to power and becoming is mitigated by
perspectivism, which grants that will to power
and becoming are themselves interpretations, yet
ones that are better by naturalistic standards’’
:: ‘‘ güç istenci ve oluşun görünürdeki inakçılığı
güç istencinin ve oluşun kendilerinin yorumlar
olduğuklarını, ama doğalcı ölçünlere göre daha
iyi yorumlar olduklarını kabul eden perspektivizm
tarafından yumuşatılır" (s. 106).
Nietzsche’de (ve anlatımı olduğu modern bilinç
yapısında) berbat ve tehlikeli olan şey tam olarak
bu yorumun kendisinin anlattığı özgürlük yoksunluğudur:
Doğalcılık. Doğa Tinin üzerine ve önüne çıkarılır,
ve tutkunun usa, dürtünün sağduyuya birincilliğinde
diretilmesi ölçüsünde, nihilizm kendi doğasını sergiler.
Görünen şey perspektivist-göreci olmanın tam tersidir
çünkü doğal olan zorunlu olandır, göreli değil.
Yine bu düzeye dek Doğanın sağladığı ölçünler gerçekten
de iyinin ve kötünün ötesindedir ve buna göre ‘daha
iyi’ oldukları değil ama yalnızca doğal
oldukları söylenebilir. Doğal olan hiç kuşkusuz
moral değer kategorilerinin altında durmaz. Çünkü
zorunludur, özgür değil. Doğa Hak kavramını içermez.
Nietzsche’de ‘‘yüksek’’ olan şey gerçekte alt ya
da doğal olandır, tinsel olan değil. Türe yasanın
gerçekleşmesidir, ama üst-insanın gerçekleştirmesi
gereken yasa doğa yasasıdır.
Böyle bakış açısından, istenen güç başkalarının
güçsüzlükleri pahasınadır. Güç İstenci güç istemi,
güçlü olma isteği değildir. Güç İstenci istencini
dayatma hakkının
uygulanmasıdır. Sürüyü varsayar.
Güç
İstenci
kendi eytişimi gereği zor
ve şiddet istencinde somutlaşır.
‘Zor’ kendini güç kavramının arkasında gizleyen
yabanıllıktır. Başka bir deyişle, saldırganlıktır.
İşi yokediciliktir.
Nietzsche güçsüzdü çünkü dünyası İyi,
Gerçek, Güzel hiçbirşey içermeyen değer
yoksunu bir dünyaydı. Tıpkı bilinci gibi. Tüm
dünya karşısında güçsüzdü. Ama zayıflığın çıkarsaması
bir nefret duygusundan başka birşey değildir. Nietzsche
dünyadan, insanlıktan nefret etti.
Nietzsche doğanın güçleri karşısında değil ama
insan karşısında
güçsüzdü. İnsanlar karşısında insan olduğunu
anlamayı başaramadı: Sevme ve sevilme yeteneği yıkılmıştı.
Değer bilmeyi başaramadı. İnsanları ne denli güçlü
gördüyse, onları usa ve erdeme ve türeye ne denli
bağlı gördüyse, kendi hiçliğini o denli derinden
duydu, nefreti o denli yeğinleşti, ve herkesten
önce erdemsizliği güçsüzlük olarak gören Sokrates'ten,
‘moral manyak’
olduğunu söylediği bu en yürekli, en güçlü bireyden
nefret etti.
Güçlü insan Nietzsche için parası, malı mülkü,
politik yetkesi ya da ünü olan, varoluşun anlamını
dışsallıklarda bulan mutçu soytarı değildi. Tüm
bu tür öğeler özsel olarak insana dışsaldır,
ve Nietzsche bunları gerçek güç kaynağı olarak görmedi.
Nietzsche Gerçek, Güzel ve İyiden yana olmakla,
insan özünü doğrulamakla güçlü olan insandan, erdemli
insandan nefret etti.
Nietzsche insanlıktan kuşku duyar, insan bir us
değil ama bir içgüdü varlığı olduğuna inanır ve
buna göre vargılar çıkarır. Tanıdığı, bildiği, bir
parçası olduğu insanlık alanında hiç de yanılıyor
gibi görünmez. Tersine, işlerin yürürlükteki durumuna
kavramsal anlatım verir. Tanrısı ölen bir insanlık
için duyuncun da öldüğünü ileri sürerken bütünüyle
tutarlı, bütünüyle geçerli, bütünüyle gerçek bir
nihilist uslamlamayı formüle eder. Yaşamın kendisi
söz konusu olduğu sürece, Nietzsche’ye öncüllerinin
tutarlı vargılarını görmeyi, türetmeyi, ve doğrulamayı
beceremeyen mızmız pozitivistlerden, varoluşçulardan,
özdekçilerdan daha fazla önem vermeliyiz. Modern
dünya gerçekten de insan doğsında yatan canavarlığın
bir sonucu olarak bütün tarihinde ilk kez bir küresel
ölüm-kalım sorunu ile karşı karşıya gelmiştir. Modern
birey ve onun modern devleti Nietzsche’nin en çoğundan
kağıt ve mürekkep düzleminde edimselleştirdiği korku-nefret-saldırganlık
temasını Yaşamın kendisinin ortasında normal bir
varoluş koşuluna çevirmiştir.
Modern Bilinç
nihilist insanlık çözümlemeleri ile anlaşmada hiçbir
sorun görmez. Tersine, böyle kötümser yorumlarda
varolan duruma ortak olmanın aklandığını duyumsar.
Rahatlar. Suçluluk duygusu acı verici birşey olmaya
son verir, sadistik bir haz kaynağı olur. Bireysel
ruh ve bilinç kendini baştan sona değersizleşmiş
bir ekinin kucağına bırakır. Yirminci yüzyılın olayları,
dünya savaşları, soykırımlar, ve dünyanın dört bucağına
yayılan daha başka acımasızlık eylemleri Nietzsche’nin
ve irrasyonalizmi izleyen daha başka sayısız modern
düşünürün kuşkucu insanlık görüşlerinin haklı olduğunu
düşündürür. Büyük nihilistin ölümünü izleyen yüzyılın
tüm olguları
insan doğasının bir sevgi, duyunç ve gerçeklik doğası
olmaktan ne denli uzak olduğunu tanıtlar, tersini
değil. Usu reddeden tüm soyut kuramcılık ona kalan
biricik yöntemle, tümevarım
yöntemi ile yetinmek zorunda olduğunu bilir.
Nihilizmin yalnızca bir çözümleme olmadığını, kendisinin
karşı-moral tutumunun tam olarak bir moral tutum
olduğunu anlamak için olgusal olarak söylediklerinden
çok mantıksal olarak söylemek zorunda olduklarına
bakmamız gerekir.
Nietzsche yalnızca betimleme ya da çözümleme yapmakla
kalmaz. Modern dünyanın yaşadığı ve gelecekte yaşayabileceği
trajedilerin kendileri tam olarak nihilist düşünürün
insanlığa salık verdiği duyunçsuzluk zemininde olanaklı
oldular. Nietzsche hiç kuşkusuz modern kötülüğün
mimarı değildi. Ama us-dışını, duyunç-dışını, duygu-dışını
kutlayan bir yazardı. İnsanlığı sürü olarak aşağılaması,
üst-insan dediği soytarılığı yüceltmesi Nietzsche’nin
raslantısal buluşları değil ama insan duyuncunu
anlayış yolundan doğan sonuçlardı.
"Üst İnsanlar tarafından
kitlelere karşı bir savaş bildirimine gereksinim
var! ... Yumuşak ve kadınsı yapan herşey Halkın
ya da Kadınların ereğine hizmet eder. Evrensel
oy hakkından, eş deyişle, aşağı insanların egemenliğinden
yana işler. Ama karşı önlemleri almalı ve bu
bütün sorunu aydınlığa ve yargının mahkemesi
önüne getirmeliyiz." (Nietzsche, Güç İstenci,
Kesim 861).
Nietzsche modernizme düşmanlığında modernizmin
ürünüydü. Ona sevgi vermeyen bir dünyayı değil ama
sevginin kendisini yadsıdı, Nefreti, Güç İstencini
yüceltti. Modern ‘uygarlık’ kendi tarihsel kökenlerinden
ötürü yalnızca sevme değil ama sevilme yeteneğini
de tinsel dokusundan dışlar, ve geriye duyguya kendini
anlatmak için saldırganlıktan
başka bir çıkış yolu bırakmaz. Nietzsche bu
karanlık duygunun sanatını yaptı ve modern toplumda
yaygın bir duygudaşlık kazandı. Popülerliği nedensiz
değildir. Evrensel bir bilinçaltına anlatım veriyordu.
|
"Eğer yaratmak
istiyorsak, kendimize hiç kadar büyük bir
özgürlük vermek, böylece ahlaktan kurtulmak
ve şenlikleklerle neşelenmek gerekir. (Geleceğin
önsezileri! Geçmişi değil geleceği yüceltmek!
Geleceğin mitini bulmak! Umut içinde yaşamak!)
Şanslı anlar! Ardından perdenin yeniden inmesine
izin vermek ve düşüncelerimizi kesin ve yakın
amaçlara indirgemek!" (Güç İstenci)
|
Kaynak: idea-tr
/ Aziz Yardımlı