Dahası, diye sürdürür Nietzsche, evrensel gerçeklik
diye birşey yoktur. Evrensel gerçeklik olarak önerilmiş
önermeler yanılgılardırlar. Düşünme gerçekte sağın
olmayan algıdır: benzerlikler arar ve ayrımları
gözardı eder, böylece yanlış bir olgusallık görüntüsü
üretir. Doğada kalıcı hiçbir şey, hiçbir töz, hiçbir
evrensel nedensel bağ, hiçbir amaç yoktur, hiçbir
belirli hedef yoktur; evren mutluluğumuza ya da
ahlakımıza aldırmaz, ve evrenin dışında bize yardım
edebilecek hiçbir tanrısal güç yoktur. Bilgi bir
güç aletidir: sakınım için yararlık bilgi örgenlerinin
geliştirilmesinin ardında yatan güdüdür. Düşüncelerimizde
dünyayı varoluşumuzu olanaklı kılacak bir yolda
düzenleriz, bu yüzden kalıcı ve düzenli olarak yineleyen
birşeye inanırız. Bize sunulan karışık deneyimler
çoğulluğunu uydurduğumuz formüller ve imler aracılığıyla
ussal ve yönetilebilir bir şemaya indirgeriz; bunun
amacı yararlı bir yolda kendimizi aldatmaktır. Bu
anlamda gerçeklik istenci duyumlar çoğulluğunu denetleme,
- görüngüleri belli kategoriler üzerine sıralama
-istencidir. Bu yüzden mantık ve usun kategorileri
yalnızca dünyayı yararlık-amaçlarına göre düzenleme,
onu kullanabileceğimiz bir yolda düzenleme aracıdırlar.
Ama felsefeciler bu kategorileri, bu formülleri,
bu kullanışlı biçimleri gerçeklik ölçütleri olarak,
olgusallık ölçütleri olarak görme yanılgısına düşmüşlerdir;
şeylere sakınım uğruna bakmanın bu insansal yolunu
- bu insanözeksel ayrıksılığı - naif bir şekilde
şeylerin ölçüsü, "olgusal" ve "olgusal-olmayan"ın
ölçünü yapmışlardır. Ve bu yolda dünya bir olgusal
dünyaya ve bir görünürdeki dünyaya bölündü; onda
yaşamak için insanın usunu icad etmiş olduğu dünyanın
kendisi - bu değişim, oluş, çoğulluk, karşıtlık,
çelişki, savaş dünyası - güvenilmez görülüp karalandı;
olgusal dünya bir benzerlik dünyası, salt bir görünüş,
yalancı bir dünya diye adlandırıldı; ve uydurulmuş
yapıntısal dünya, sözde kalıcılık dünyası, değişmeyen,
duyulurüstü dünya, yalancı dünya gerçek dünya olarak
tahta çıkarıldı.
Doğrudan doğruya bildiğimiz herşey isteklerimizin
ve içgüdülerimizin dünyasıdır; ve tüm içgüdülerimiz
temel içgüdüye - güç istenci - indirgenebilir. Yaşayan
her varlık başka varlıkları yenerek gücünü artırmaya
çabalar; bu yaşam yasasıdır. Hedef üstün
insanların, daha yüksek bir tipin, bir
kahramanlar ırkının yaratılmasıdır; bu savaşım,
acı, sıkıntı ve zayıflara zarar verme olmaksızın
bu gerçekleştirilemez. Bu yüzden savaş barışa yeğlenebilirdir;
aslında barış bir ölüm belirtisidir. Hazzımız, mutluluğumuz
için burada değiliz; herhangi bir amaç için burada
değiliz; ama burada olmakla kendi gücümüze dayanmalı,
kendimizi ileri sürmeliyiz yoksa yeniliriz. Öyleyse
Schopenhauer’ın tüm ahlakın kaynağı yapmış olduğu
acıma duygusu kötüdür: vereni de alanı da yaralar;
güçlüyü de zayıfı da zayıflatır, insan ırkının gücünü
tüketir ve kötüdür.
Yaşamın korkunç olduğu doğrudur ama bu kötümserlik
için bir neden değildir. Aslında kötümserlik ve
vazgeçme hastalıklı ve yozlaşmış bir ırkta olmanın
dışında olanaksızdır, çünkü yaşama isteği sağlıklı
bir kafada acı ve savaşımın altedemeyeceği denli
güçlüdür. Yaşam bir deneydir, iyilerin kötülerden
ayırdedildiği bir deneme sürecidir. Seçicidir, aristokratiktir.
İnsan doğasındaki eşitsizlikleri göz önüne serer,
insanların eşit olmadıklarını gösterir. Kimi insanlar
başkalarından daha iyidir, beden ve anlıkça daha
güçlüdür. Daha iyi olan insanların, doğuştan aristokratların
daha çok ayrıcalıkları olmalıdır çünkü aşağı olanlardan,
ayaktakımından daha fazla ödevleri vardır. En iyi
olan insanlar yönetmelidir. Bu yüzden kamuerki,
toplumculuk, ortakmalcılık, anarşizm, tümü de olanaksızdır,
tümü de ideal ile çelişirler, tümü de güçlü bireylerin
gelişimini önlerler. Kölelik şu ya da bu biçimde
her zaman varolmuştur ve her zaman varolacaktır.
Modern işçi yalnızca antikçağ kölesinin yerini almıştır.
Ne de kadınlar erkeklerle aynı haklara iye olabilirler,
çünkü insiyatif, erke ve istençte erkeklere eşit
değildirler. Bugün bizim için en büyük tehlike eşitlik
manyasında yatmaktadır.
Geleneksel ahlakımız da Nietzsche tarafından reddedilir
çünkü acıma üzerinde temellenmiştir ve güçlüye karşı
zayıfı ve yoz olanı kayırır. Din de, özellikle Hıristiyanlık,
aynı nedenle reddedilir; ve Nietzsche’nin bilim
ve felsefeyi hor görmesi aynı yolda açıklanmalıdır
- güç istencini yüceltmesi yoluyla. Barış, mutluluk,
acıma, kendini-yadsıma, dünyanın hor görülmesi,
kadınsılık, dirençsizlik, toplumculuk, ortakmalcılık,
eşitlik, din, felsefe ve bilim, tümü de yaşamla
çeliştikleri için reddedilirler; ve bu şeyleri değerli
ve kendileri uğruna çabalanmaya değer olarak gören
tüm düşünce dizgeleri ve tüm kurumlar yozlaşma belirtileridirler.
(*)
Aşırı bireyci Max Stirner (Kaspar Schmidt, 1806-1856;
Birey ve Mülkiyeti [Der Einzige und sein Eigentum],
1845) Nietzsche’nin öncelleri arasında yer alır.
Nietzsche’nin yapıtları: Tragedyanın
Doğuşu [Die Geburt der Tragödie], 1872; Böyle Dedi
Zerdüşt [Also sprach Zarathustra], 1833, ss.; İyinin
ve Kötünün Ötesi [Jenseits von Gut und Böse], 1886;
Ahlakın Soykütüğü [Zur Genealogie der Moral], 1887.
Notlar
* Bkz. Thilly, The Philosophy of Friedrich
Nietzsche, Popular Science Monthly, December, 1905.
Yukarıdaki açıklamanın kimi bölümleri bu kaynaktan
alınmıştır.
[THILLY: BİR FELSEFE TARİHİ: USSALCILIĞA
VE İDEALİZME KARŞI ÇAĞDAŞ TEPKİLER: § 72] Çevirenler
Nur Küçük - Yasemin Çevik
(C) Nur Küçük - Yasemin Çevik
idea-tr'den alınmıştır.