|
NIETZSCHE ve
FELSEFESİ
Bugüne kadar Nietzsche hakkında yazılan
yüzlerce yazıya karşın, kendisi bizim için hala bir
bilmecedir. Nietzsche’ye hayatının en büyük mutluluklarını
ve acılarını birarada yaşatan Lou
Salome, Nietzsche’nin taktığı maskenin
arkasında yatanları görmüş nadir kişilerden biri olarak
bakın nasıl anlatıyor onu: "Hiç
kimse ondan daha ince, daha kibar ve bazı zamanlarda
daha sade, daha yakın ve tatlı dilli olmamıştır." Fakat, Lou Salome şunları da sözlerine ekliyor; "Bu
incelik aslında büyük bir ihtiyatı, patavatsız sorulardan
kaçma arzusunu, tutkularına özen gösteren bir ruhun
gizli hareketlerini saklıyordu. Görünüşte biraz kamburlaşmış,
sakar ve beceriksiz, kalın kaşları ve sarkık bıyığından
rahatsız olan, yumuşak miyop bakışı sizi kısa bir
an okşayan ve sonra geri çekilen bir profesördü."
Nietzsche’yi inançtan uzaklaştıran ve
bilginin baş döndürücü ama aynı zamanda tehlikelerle
dolu maceralarına sürükleyen nedenler hakkında pek
çok soru sorulmuştur. Ve alınan yanıt, onun Hıristiyanlıktan,
uzun tartışmalar ve derin bir diyalektik sonucunda
kurnazlaşmış bilgiler sonucunda kopmuş olduğudur.
Nietzsche’deki kopukluk, zamansız ve çabuk olmuştur.
Onun için kötülük, çözülmesi gereken soyut bir problem
değildir. Kötülük galip gelinmesi gereken bir çatışmadır.
Üstelik, Hıristiyanların görüş açısında kötülük, dinsizlikten
daha büyük bir suçtur. Ona göre, manevi kötülüklere,
günaha önem veren insanlar kendilerine ait olmayan
bir sorumluluk yüklenirler. Kabullendikleri suçluluk
kompleksi, onların hayatında bir engel oluşturur ve
kişinin kendi hayatını kontrol etmesini önler.
Kriz kavramı Nietzsche’nin projesini anlamamızda
büyük bir önem taşır. Krizin paradigması, "Tanrı’nın
ölümü"dür. Nietzsche’nin Tanrı’nın
öldüğünü ilan etmesi, on dokuzuncu yüzyılda Hıristiyan
inancının çöküşüne dair ampirik bir gözlem zannedilmemelidir.
Aksine, olumsuz da olsa, bir inancın ifadesidir bu.
Nietzsche, Tanrı’nın ölümünü ilan ederken, bugünün
mutlak bir sahipsizlik durumu içinde olduğu; kurtarıcı
her türlü özellikten, şeylerin mevcut durumuyla uzlaşmamızı
sağlayacak her şeyden yoksun olduğu yolundaki inancını
beyan etmektedir.
Bu inanç, mevcut dünyanın hükümsüz görülerek
mahkum edilmesini içerir. Bu hükümsüzlüğün fark edilmesi
"nihilizm" olarak bildiğimiz şeye tekabül
eder. Ama Nietzsche’nin işaret ettiği gibi iki tür
nihilizm vardır. Bir yanda, Nietzsche’nin dünyanın
hükümsüzlüğünün sunduğu, fırsat olarak gördüğü şeye
cevap vermeyi başaramayan bir nihilizm vardır. Bu
nihilizm, mevcut bütün değerlerin değersizleşmesini,
ezici ve sıkıntı verici bir şey olarak görür. Boşluğa
bakar, ürperir ve geri çekiliriz. Krizin gerçekliğini
yumuşatmaya çalışır, hiçbir şey olmamış gibi, dünya
hala ekseni üzerinde dönüyormuş gibi yaparız. Kısacası,
pasif ve estetik olmayan bir tavır alırız. Öte yanda
ise, aktif, estetik bir nihilizm vardır. Nietzsche
bu nihilizmi, modern ve postmodern varoluşa uygun
tavır olarak salık verir. Boşluktan korkuyla geri
çekilmek yerine, onun üzerinde dans ederiz. Kendi
varlığımıza uygun bir dünya yok diye sızlanacağımız
yerde, bir dünya icat ederiz.
Nietzsche’nin kendisinin en önemli yapıtı
olarak gördüğü "Böyle Buyurdu Zerdüşt"ün
en çarpıcı yanı, açıkça meydan okumasıdır. Zerdüşt
akıl yürütmez, sadece buyurur.
Nietzsche bize gerekçeler değil, imgeler;
akıl yürütmeler değil, alegoriler sunar. Tracy B.
Strong’un belirttiği gibi, "Zerdüşt’ün
sonuna ulaşıldığında, okur belirgin bir tatminsizlik
hissine kapılır; Zerdüşt’e bir şey olmuştur ama Nietzsche
bunun ne olduğunu söylemez."
Zerdüşt’ün ana imgesi bengi dönüştür.
Bu imgenin etrafına bir dizi başka imge yerleştirilmiştir
ki bunların en önemlileri "Üstinsan", "güç
istemi" ve "yüksek insan"dır. Bu birbirinden
kopuk, açıklanmayan görüler arasındaki bağlantılar
da netleştirilmez. Elbette, "Üst insan"
kendini alt eden insandır ve "güç istemi"
de bu kendini alt etmeden başka bir şey değildir.
Bir yanda "Üst insan" ve "güç istemi",
öte yanda da "bengi dönüş", onları birbirine
bağlayan, fark edilebilir hiçbir akıl yürütme zinciri
olmayan, birbirlerinden tamamen kopuk vahiyler gibidir.
"Yüksek insan"ın "Üst İnsan"a
giden bir yol olduğu söylenir. Bu köprü o kadar zahmetli
ve o kadar dar bir yoldur ki, altında uçurumların
bulunduğu ya da tek bir ipten yapılmış bir köprüyle
karşılaştırılabilir.
"İnsan, hayvan
ile Üst İnsan arasında gerili duran bir iptir,
uçurumun üzerinde duran bir iptir... İnsanın büyüklüğü
onun bir amaç değil de bir köprü olmasıdır. İnsanda
sevebileceğimiz şey ise, onun bir geçiş ya da
düşüş olmasıdır."
Nietzsche’nin metinlerinin hiçbir yerinde,
bengi dönüş’ün gerçekte ne anlama geldiğine ya da
Nietzsche’nin bu öğretiye bu kadar değer vermesinin
gerekçesine ya da bir mit olarak sahip olması gereken
toplumsal boyutu nasıl isimleştirdiğine ilişkin bir
işaret yoktur. Ancak Nietzsche’nin bengi dönüşü hem
Hıristiyan kurtuluş mitinin hem de on dokuzuncu yüzyıl
burjuvasının ilerleme mitinin inkarı olarak kurguladığı
açıktır. Ecce Homo’da da bengi dönüşün "erişilebilecek
en yüksek olumlama ilkesi" olduğunu görürüz.
Eda ŞAHİN - yazar.com'dan alınmıştır.
|