|
NİETZSCHE,
WAGNER VE BÜYÜK NEFRET
Ünlü Alman düşünürü Freidrich Nietzsche
hakkında geçtiğimiz günlerde bir kitap yayımlandı.
Kitapta Nietzsche'nin Wagner ve karısıyla ilişkileri
-tekrar- irdeleniyor.
Nietzsche hakkında küçükten büyüğe herkesin
bildiği iki şey vardır. Bunlardan birincisi düşünürün
gençliğinde, "Uçan Hollandalı"nın ünlü bestecisi Richard
Wagner'in müzikal dramalarına duyduğu sınırsız hayranlık
ve daha sonra nasıl olduysa bu hayranlığın hem besteciye
hem de bestecinin yapıtlarındaki dinsel temalara karşı
bir düşmanlığa dönüşmesi.
Nietzsche hakkında bilinen ikinci husus
da, düşünürün 44 yaşındayken frengiden kaynaklanan
bir deliliğe yakalanması ve vefalı dostu Franz Overbeck
tarafından önce İsviçre ve Almanya'daki akıl hastanelerine
yatırılıp son olarak Weimar'daki kırmızı tuğlalı bir
villada gözetim altına alınmasıdır. O villada kızkardeşi
Elisabeth Forster-Nietzsche Yahudi düşmanı ziyaretçileri
ağırlamış, onlara acılar içinde yavaş yavaş can vermekte
olan büyük düşünürün ölümünü izlettirmişti.
Nietzsche'nin uzun yıllar Yahudi düşmanı
kabul edilmesinin nedenlerinden en başta gelen nedeni
kızkardeşidir. Elisabeth, ağabeyinin yazılarını kendi
düşüncelerine göre değiştirdi, bu da felsefe uzmanlarının
Nietzsche'yi Nazizm ile özdeşleştirmelerine neden
oldu diye bir rivayet vardır...
Nietzsche'nin, Richard Wagner'a ve onun
yapıtlarına duyduğu büyük hayranlığın daha sonraları
nefrete dönüşmesinde, pençesine düştüğü hastalığın
ne kadar etkisi olmuştur, bilinmez. Yazar Köhler'in
kitabı, bu konuya tam bir açıklama getiremese de bir
parça ışık tutmayı başarıyor.
Nietzsche, gün be gün artan deliliğini
eski Yunan mitolojisinden bir öyküyle özdeşleştirmeyi
severmiş. Bu mit, Theseus, Ariadne ve Minotaur'un
hikâyesi. Sadece anahatları bilinen hikâyeye göre
Theseus, Girit'e gider ve orada yarı boğa yarı insan
bir canavar olan, güzeller güzeli Ariadne'nin erkek
kardeşi Minotaur'u yaşadığı Labirent'te bularak öldürür.
Ariadne'nin verdiği yumağın yardımıyla Labirent'ten
çıktıktan sonra onunla Naxos'a kaçar ve onu orada
terk eder. Ariadne'ye daha sonra ne olduğu açık değildir.
Çeşitli versiyonlarda farklı farklı sonlara rastlarız.
Örneğin, bir versiyonda şarap tanrısı
Dionysus, Ariadne'yi erkek kardeşi Minotaur'a ihanet
ettiği için öldürürken bir başkasında onunla evlenerek
ölümlüler ve tanrılar arasında bir köprü oluşturulmasını
sağlar. Homer'de ise Odysseus Ariadne'yi Hades'in
kapılarında ölü olarak bulur.
Nietzsche'nin kaleme aldığı son mektuplardan
bazıları o tarihlerde kocasını yitirmiş olan Cosima
Wagner'a yazılmıştı. O mektuplarda Nietzsche, Cosima'ya
"Prenses Ariadne" şeklinde hitap eder, mektupların
yazarı olan kendisini ise Dionysus şeklinde tanıtır.
Yazar Köhler kitabında Nietzsche'nin akıl sağlığı
bozuldukça kendini başka başka kişilikler ile özdeşleştirdiğini
yazıyor.
"Örnek aldığı Dionysus gibi çok kişilikli
olabilen bir insana dönüşmüştü Nietzsche. Kendisini
kah Shakespeare kah Sezar gibi görüyordu. Bazen de
İtalya Kralı ya da Wagner olduğunu sanıyordu. Ve tüm
bu kişiler ona, kendisini özdeşleştirdiği Dionysus'un
farklı kişiliklerde tezahür etmesi imiş gibi geliyordu."
İyi ama Nietzsche neden gerçeklikten adım
adım kopuşunu bu kadar dramatize etme ihtiyacını duydu?..
Cosima Wagner 19.Yüzyıl'ın en nahoş simalarından
biriydi ve Prenses Ariadne olamayacak kadar da bencildi.
Yazar Köhler'e göre Nietzsche'nin mektubundaki "kötü
adam" aslında Cosima değil Wagner'in ta kendisi...
Nietzsche, Wagner'dan "ihtiyar Minotaur"
şeklide söz edermiş. Wagner Nietzsche'yi büyüleyerek
labirentvari bir evin içine kapatmış, büyük düşünür
bu yüzden aklını yitirmiş -şeklinde rivayetler de
var...
Nietzsche ve Wagner 1868 yılında tanıştılar.
Nietzsche'nin neden büyük bestecinin ateşli bir hayranı
olduğuna dair elde fazla bir bilgi yok. Nietzsche,
Wagner'ı genç yaşlarından beri tanıyordu. Yine de,
"Tristan ve Isolde" gibi operaların mitolojik temalarını
sevdiği ve hatta kendi bir opera yazmayı planladığı
sıralarda bile müzikten hoşlanmayan bir kişiymiş aslında
Nietzsche.
Wagner, klasik Yunanlı yazar Aeschylus'un
trajedilerini yarattığı tarzdaki bir kültürel iklimi
Almanlar için yeniden yaratmaya söz vermişti. Bu sözün
meyvesi 1872'de "Trajedinin Doğumu" adıyla dünyaya
geldi.
"Trajedinin Doğumu" politik açıdan Wagner'ın
Yahudi karşıtlığını açıkça sergileyen bir eserdi.
Köhler bu açıdan, Nietzsche'nin de en az Wagner kadar
kötü olduğunu söylemekte. Her ikisi de yaşadıkları
burjuva toplumundan umudunu kesmiş, onu küçük gören
kişilerdi. Her ikisi de bu toplumdaki pisliğin kan
dökülerek temizlenmesi gerektiğine inanıyordu. O toplum
gitmeli yerine tanrısal kahramanların halkı bir parça
"hor gören" tarzda yönettikleri bir toplum düzeni
gelmeliydi. Elbette çağ bu tarz kahramanlara hoş gözle
bakmıyordu ve bunun altında, onlara göre, Yahudi parmağı
vardı. Yahudilerin para kazanma hırsları Alman kültürünü
tamamiyle yozlaştırmış, manevi değerlerin çürümesine
neden olmuştu.
Ancak ünlü besteci, Nietzsche'nin "Wagnerci
düşüncelerin sözcüsü" olmasını istemiş değildi. Ayrıca
Cosima da ne Nietzsche'nin kendisi ile ne de onu acılara
sürükleyen entelektüel hırsı ile alâkalıydı. O kendini
tamamen kocası Wagner'a adamıştı. Bestecinin ikinci
karısı olan Cosima, kocasını -ki adam Wagner'ın yakın
arkadaşlarından biriydi - terk edip Wagner'e kaçmıştı.
Liszt'in kızı olan Cosima ile Wagner 1870 yılında
evlendiler ve ömür boyu evli kaldılar. Kendisini kocasına
adayan Cosima, Nietzsche'nin de kendisini Wagner ailesine
adamasını istiyordu. Bu öyle bir roldü ki içinde Wagner'ın
iç çamaşırlarının satın alınmasından Wagner'in aldığı
olumsuz eleştirilere yanıt verilmesine kadar birçok
şeyi içeriyordu...
1876 yılında Nietzsche "Wagner Beyrut'ta"
adlı eserini yayımladı. Kitapta besteci için bir yandan
methiyeler düzen Nietzsche diğer yandan da besteciyi,
etkisi altına giren herkesi yok eden Minotaur'a benzetmektedir.
Kitap ilk yayınlandığında, pek çok okur, burada yeralan
övgülerin sağlıklı bir zihnin eseri olmadığını düşünerek
ciddiye almadılar.
Ancak Wagner'lar aynı şekilde düşünmüyordu.
Karı-kocaya göre Nietzsche'nin hastalıklı düşünceleri,
mastürbasyon yapmaktan ve Paul Ree gibi Yahudi arkadaşlarının
etkisinden oluşuyordu. Bu muazzam saçmalık Wagner
Bülteni'nde 1920'li yıllara kadar devam etti.
Bundan sonrası artık açık bir savaştı.
Nietzsche, Wagner'ın yeniden dine dönüşünü alaya almak
için hiç bir fırsatı kaçırmadı. Cosima ise Nietzsche'nin
öldüğünü yayıyordu her tarafta.
Ne var ki bu savaşta zayıf taraf Nietzsche
idi. Hem ruhsal hem de fiziksel açıdan ağır hastaydı
Nietzsche ve bir gün Cosima'nın kocasını desteklemeyi
bırakıp kendisinden yana çıkacağını umacak kadar da
zavallıydı.
Bu, pek tabii ki boş bir umuttu. Wagner
kültü, bestecinin ölümünden sonra giderek güçlenirken
Cosima kendini bu kültün rahibesi rolünde bulacaktı.
Nietzsche büyük bir tehditti "onlar" için. Ariadne
ne Thesus'u Minotaur'dan kurtaracaktı ne de ikinci
Dionysus'u, şimdi bu dünyadan göçüp gitmiş olan o
Dionysusvari kocasının yerine koyacaktı.
Cosima bu konuda son derece katı idi ama
Nietzsche konusunda ne yapması gerektiği de zihninde
pek açık değildi...
Köhler'in kitabının sonunda yer alan bir
cümleyi de alıntılayarak yazımızı "soru işaretleriyle"
sonlandıralım:
Nietzsche, Almanya'daki tımarhanelerden
birinde gardiyanlara şöyle diyordu: "Beni
buraya getiren, karım Cosima Wagner'dir."
The Guardian'dan Çeviren: Levent GÖKTEM
3 Temmuz 2000, Pazartesi
www.hurriyetim.com
www.yazar.com
|