|
ŞEN BİLİM -
La Gaya Scienza
-I-
Olumlayan bir kitaptır "Tan Kızıllığı",
derinliğine derin, ama yumuşak ve aydınlık. Gaya
Scienza da öyledir, hem de sapına dek:
Hemen her cümlesinde derin düşünceyle kabına sığmazlık
kardeşçe elele verirler. Yaşadığım en eşsiz ocak
ayına -ki bu kitap baştanbaşa onun armağanıdır-
minnetimi belirten bir şiir, bilimin şenliği
hangi derinliklerden kopup geliyor, bunu yeterince
açığa vurur:
Ey sen ki elinde alevden
mızrak,
Paramparça ettin ruhumun buzlarını,
Denize akıyor şimdi çağıldayarak,
Bulmaya en yüce umutlarını:
Hergün daha aydınılk, daha bir diri
Ve özgür, o sevecen zorlayışla, bak-
Övüyor sunduğun mucizeleri,
Ey güzeller güzeli Ocak!
Dördüncü kitabın bitiminde, Zerdüşt'ün ilk sözlerinin
o elmas güzellikleriyle ışıldadığını gören ya da
üçüncü kitabın sonunda, bir yazgının tüm
çağlar için ilk kez dile geldiği o granitten
yontulmuş cümleleri okuyan kimse, buradaki "en
yüce umutlar" nedir, artık şüphe edebilir mi?
Çoğunluğu Sicilya'da yazılan Yasa
Tanımaz Prens'in Türküleri, doğrudan
doğruya Provence ekinindeki (12. ve 13. yüzyıllarda,
özellikle güney Fransa'da, kuzey İtalya'da ve Sicilya'da
gelişen saray ekini.) "gaya
scienza" kavramını, o türkücü,
şövalye ve özgür
düşünür bileşimini anımsatır; o erken
doğmuş, eşsiz Provence uygarlığını, kendinden sonra
gelen ne idüğü belirsiz uygarlıklardan ayırdeden
de bu bileşimdir. Özellikle,
"Mistral'e" başlığını taşıyan
sonuncu türkü, töre'nin üzerinden sıçrayıp geçen
o coşmuş dans havasını, sapına dek bir Provence
işidir.
Kaynak: Ecco Homo
|
Bu dalga, sanki bir şeye ulaşmak söz konusuymuş
gibi açgözlülükle yaklaşıyor! Yarın en gizli
kıvrımlarının içine korkunç bir çabuklukla
yayılıyor! Sanki birisini uyarmak istiyor
gibi; burada sanki gizli bir şey, değerli,
çok değerli bir şey varmış gibi. Ve şimdi,
biraz daha yavaşça, hâlâ heyecandan beöbeyaz
olarak geri dönüyor. Düş kırıklığına uğramış
bir havaya mı bürünüyor? Ama, birincisinden
daha açgözlü ve daha vahşi başka bir dalga
şimdiden yaklaşıyor ve bu dalganın ruhu da
gizemle dolu, hazineler arama arzusuyla dopdolu
görünüyor. Dalgalar bu şekilde yaşıyorlar,
istence sahip olan bizler de böyle yaşıyoruz!
Bunun hakkında daha fazla bir şey söylemeyeceğim.
-Nasıl? Benden kuşkulanıyor musunuz? Bana
kızıyor musunuz, güzel canavarlar? Gizinizi
ortaya çıkarmamdan mı korkuyorsunuz? Öyle
olsun! Kızınız, yeşilimtrak ve tehlikeli olan
bedenlerinizi yapbildiğiniz kadar yukarı çıkarınız,
benimle güneş arasına bir duvar örünüz -şimdiki
gibi! Gerçekte, dünyadan geriye yeşil bir
alacakaranlıktan ve yeşil şimşeklerden başaka
hiçbir şey kalmıyor. İstediğiniz gibi hareket
edin azgınlar, zevkten ve kötülükten bağırın
-veya yeniden dalınız, çukurun dibine zümrütlerinizi
boşaltın, yosundan ve köpükten, sınırsız beyaz
dantellerinizi fırlatın. Her şeyi benimsiyorum,
çünkü tüm bunlar size çok yakışıyor ve size
sonsuzminnet duyuyorum: Size nasıl ihanet
edebiliyorum, sizin hangi tür olduğunuzu biliyorum!
Siz ve ben aynı türdeniz! Siz ve ben aynı
gizi taşıyoruz!
Herakleitos
gibi. - Yer yüzünün bütün mutluluğu
savaştadır, dostlarım, savaşta. Evet, dost
olmak için barut dumanı gereklidir! Dostlar
üç hâlde birleşirler: Yoksulluk karşısında
kardeş olurlar; düşman karşısında eşit olurlar;
ölüm karşısında da... özgür olurlar!
Az
ya da çok tehlikeli yaşam. - Başınıza
geleni hiç bilmiyorsunuz, yaşam yolunda sarhoşlar
gibi ilerliyorsunuz, zaman zaman da bir merdiven
aşağıya yuvarlanıyorsunuz. Fakat sarhoşluğunuz
sayesinde başınız yarılmıyor: Kaslarınız çok
yorgun, kafanız çok dumanlı olduğundan o basamakların
taşlarını bizim bulduğumuz kadar seert bulmuyorsunuz!
Bizim için yaşam daha büyük bir tehlike: Topraktanız
biz;... Birbirimize çarptığımız
gün vay hâlimize! Düşersek her şeyin sonu
demektir bu!
Şen Bilim
|
|