Geçenlerde Hasan Bülent Kahraman Newsweek
dergisinin bir dosya konusundan yola çıkarak "Tanrı'nın
ölümü" sorununu kurcaladı. Newsweek'te yazan
Carla Power ile Karen Armstrong(**) gibi Kahraman'da
Nietzsche'nin yüz yılı aşkın bir süre önce yazdığı "Tanrı öldü" önermesinin
öznesini basbayağı "Tanrı" diye yorumluyordu.
Armstrong konuyu bütünüyle dinsel bir bağlamda, bir "tapı"lar, "tören"ler, "kutsal
nesne"ler çerçevesi içinde ele alırken Kahraman "Tanrı'nın öldürülüşü"nün
tarihini "yaratma" ile "gerçeğin açıklanabilirliği"
sorunları açısından, dolayısıyla sanat ile bilgi bağlamında
düşünüyordu. Böylece Armstrong Avrupa'nın bugünkü
koşullarında ortaya çıktığını düşündüğü "dinsel uyanış"la
Nietzsche (dönemi) arasında bir karşıtlık kuruyor,
Kahraman'sa Tanrı'yla "özdeşleşme" yerine Tanrı'dan
"uzaklaşma" yoluyla "Tanrılaşma" kavramına varıyor.
İki düşünüş yolu da kendi başlarına ilginç ama
Nietzsche'nin önermesiyle kurdukları bağ bir "yakıştırma"dan
öteye gitmiyor. Nietzsche'nin düşünüşünün ana izleklerinden
birinin "aşkınlık yitimi"
olduğu doğru. Gelgelelim "Tanrı" tasarımı "aşkınlık"
tasarımlarından biri yalnızca. Bu bakımdan örneğin
"töz" tasarımı da, "özne" tasarımı da, "gerçeklik"
tasarımı da Nietzsche'nin "çürütmediği,
yalnızca önünde eldiven giydiği", çoktan
çürümüş, çoktan ölmüş "ülküler",
"putlar"; ölü bulunmuş
"aşkın" anlam, değer
odakları.
Nietzsche'nin karnını ağrıtan kendi başına "din"
değil çünkü; bütün bir anlam-değer
kurgusu. "Tanrı öldü" sözü de "din"e, "bilim"e,
"sanat"a ilişkin bir önerme değil, "anlamlar"ın,
"değerler"in topunun
yitimine ilişkin bir saptama. Böyle bir "ölüm" de
Armstrong'un sandığı gibi bir "dinsel uyanış"la
ya da Kahraman'ın düşündüğü gibi "kendi
içinde bir gerçeklik" olarak "inanış"la giderilebilecek
bir yitim değil. Üstelik "giderilmesi" de gerekmiyor,
çünkü o "değerler" kurgulanışlarından,
"temel"lerinden ötürü boş, kof, çürük.
Kahraman'ın "bilimsel gerçeklik"le, kendi anladığı
biçimiyle "gerçeğin yitimi"yle Nietzsche'nin düşünüşü
arasında kurduğu ilişki de, "bugün sanallık
gerçeğin yerini tutmaktadır" deyişinden anlaşılabileceği
gibi, dayanaksız; çünkü "gerçeklik-sanallık" ikilisi
de eninde sonunda Nietzsche'nin ıskartaya çıkardığı,
söktüğü bir kurgusal menteşeye takılı iki kanat.
Ayrıca Kahraman'ın "Tanrı
sorunu aslında gerçeğin açıklanabilirliğinden (...)
başka bir şey değildi" yollu savı da iki
bakımdan güdük. Birincisi, Nietzsche "Tanrı"yı
bir "açıklama" ilkesi olmaktan çok bir "anlamlılık"
kaynağı olarak düşünüyordu; gerek "insanlık" tarihine
gerekse ondokuzuncu yüzyılın "yoksayıcılığı"nın
çizdiği çerçeveye bakarak. İkincisi, "açıklanabilir"
bir nesne yoktu, çünkü "gerçek" denen düpedüz "uydurma"ydı.
Kahraman'ın "Tanrı"yı öldürmeye ilk kalkışanın
Descartes olduğunu söylemek mümkün. Düşünceyi varoluşun
temeli kabul etmekle Tanrı'nın aşıldığı varsayıldıysa
da asıl ilan gene de Nietzsche tarafından gerçekleştiriliyordu.
Nietzsche, "Tanrı öldü" derken, Descartes'ın düşünce-gerçek-bilim
hattını, "üstün insan mitiyle
aşmak istiyordu" savı da birkaç yanılgı barındırıyor.
Birincisi, Descartes'ın söyleminde "düşünme" ile
"varoluş"un bilginin gidimliliği bakımından sıralanışı
ile varlıksal öncelik sorununu biribirine karıştırdığı
için. İkincisi, Descartes'ın "Tanrı"nın kurgulanışının
(Nietzsche'ye uyarsak "uyduruluşunun")
felsefece en sıkı, en toparlayıcı son adımını attığını
görmezden geldiği için. Üçüncüsü, Descartes ile
Nietzsche'nin düşünüş yönlerini karşı karşıya değil
de aynı doğrultuya yerleştirdiği için.
Descartes ile Nietzsche'nin adı geçmese Kahraman'ın
yazısı çok daha ilginç olacakmış.
Levent Kavas
Kaynak: Star Gazetesi
26/09/1999
NOTLAR:
(*) Kahraman, bir sürçme sonucu Time
demiş. Oysa "Tanrı öldü mü?" sorusunu
yeniden gündeme getiren (12 Temmuz tarihli sayısında)
Newsweek'ti.
(**) Yazarın "Tanrı'nın Tarihi" başlıklı
kitabının çevirisi bu yıl içinde Ayraç Yayınevi'nce
basıldı.