Karanlığa ve diri serinliğe gömülü
alandaki bahçe.
Gecenin karanlığında devliğini yitiriyor
yüzlerinin arasından ışıklar sızan evler.
Geçmiş göklerin derinliğinde, yıldızlar arasında
ürkünç çöl. Büyük ve parıltılı ateş sağırlaşıyor
ulaşarak bu karanlığa. Sessizliktir burası,
bir gömütlüğün koca kımıltısızlığı
Gürültüler ve ışıklar
ağaçların ötesindeki uzaklığa ulaşıyor.
Capcanlı ışıklar fışkırıyor karanlığın içinden,
uluyor kendinden geçmiş sevinçli sesler
o üzünçlü ayrılışta.
Boğuk ulaşıyorlar dipsiz karanlıkta ölmeye
yine delicesine yaşama aşkıyla
solgun intiharlar gibi.
Dinlemek geçmiş tutkuları,
yürekte ve gecede tırmanışlarını
toprağın ıpıslak kokusu üzerinde.
İsteğin tanınmadık bir bitkisi
sessizliğin ve karanlığın göğünde kapalı.
Karanlıkta ateşin göverişi
ağaçların arasında kanayan o kızıl ışık gibi
Yukarı
Yalnızlığa
Düşkünlük
Akşam yemeği yiyorum biraz, aydınlık pencerede.
Oda kararmış gökyüzü görünüyor. Dışarı çıkınca
geniş kırlığa götürür dingin yollar az sonra.
Göğe bakıyor ve yiyorum -kimbilir şimdi
kaç kadın yemek yiyordur- gövdem dingin;
sersemleştiriyor gövdemi iş ve her kadın.
Dışarıda akşam yemeğinden sonra, yıldızlar gelip
geniş ovanın toprağına dokuncaklar. Yıldızlar
canlı, değersiz ama bu bir başına yediğim kirazlar.
Göğü görüyorum. Biliyorum ama paslı çatıların
arasında parıldayan ışıkları ve altında yapılan
gürültüleri. Koca bir yudumla bitkilerin ve ırmakların
tadını alıyor kendini her şeyden ayrı duyan gövdem.
Biraz sessizlik yetiyor, her varlık kendi gerçek
yerinde duruyor, gövdemin duruşu gibi.
Sessizliğin uğultusunu dağıtmaksızın benimseyen
duygularımın önünde her varlık yalıtılmış.
Damarlardan geçen kanımı bildiğim gibi
her varlığı karanlıkta bilebilirim.
Tüm varlıkların akşam yemeği, koca bir suyun
otların arasında aktığı yerdir ova.
Kımıltısız yaşıyor her bitki ve her taş.
Bu ova üzerinde yaşayan her varlığın damarlarını,
beni besleyen besinleri dinliyorum.
Yukarı
Çalışmak
Yorar
Evden kaçmak için yolu geçmeyi
yapsa yapsa bir çocuk yapar,
çocuk değil ki artık
bütün gün sokaklarda sürten bu adam
üstelik evden de kaçmıyor.
Hani yaz ikindileri vardır
meydanlar bomboş uzanır batan gün altında,
geçip gereksiz ağaçlarla bir bulvardan
durur yalnız adam.
Değer mi bunca yalnızlık, gittikçe daha yalnız olmak
için?
Boştur yollar meydanlar yalnız gezildiğinde.
Oysa bir kadın durdurmalı
konuşup da birlikte yaşamaya inandırmalı,
yoksa hep kendisiyle konuşur insan. Bunun için de
kimi vakit körkütük olur geceleri
ve anlatır durmadan, anlatır yapıp edeceklerini.
Böyle ıssız meydanda bekleyerek
rastlanmaz elbette kimseye, ama dolaşırken sokakları
durduğu olur insanın şöyle bir.
Olsalardı iki kişi, başka olurdu ev
sokaklarda bile. Kadın olurdu, değerdi dolaşmaya.
Gece kimsecikler kalmaz meydanda.
Oradan geçen bu adam görmez
yararsız ışıklar içinden evleri
kaldırmaz artık gözlerini.
Kaldırımları dinler yalnızca
kendininkiler gibi nasırlı ellerin döşediği.
Doğru değil ıssız meydanda kalmak.
Mutlaka yolda olmalı o kadın
yalvarsan eve çeki düzen verecek.
Yukarı
Ölüm
Gelecek ve Senin Gözlerine Bakacak
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak-
sabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizlerde öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.
Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak.
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.
Yukarı
Sokak
Lambaları
Sokak lambalarının sessiz ışıkları süslüyor
geceyi tepeleri ve caddeleri
Yüksek yapılar arasında bitkin günün
uzayıp giden sancılanan yalnızlığı
yeniden yanıyor tüm kanımda
gözlerimde gökyüzüne dek yükselerek.
Başdöndürücü yolların beyaz ışıkları evrenin ortasında
Yollarda her yanan mavimsi tozlar açılıyor
bana doğru. Susuyor bitkin anılar bir an için.
Ve gökyüzü kararıp yitiyor gözden.
Yarın güneşin isi altında
yeniden yanlızlığa sarılacak yaşam.
Yukarı
Deola'nın
Düşleri
Kahvede oturarak geçiriyor sabahı Deola,
kimse bakmıyor ona. Koşuşuyor kentte herkes
şimdi, yeni günün diri güneşinde. Kimseyi aramıyor
Deola da, dinginlikle içiyor sigarasını, sabahı soluyup.
Pansiyonda kaldığı süre boyunca uyumak zorundaydı
şimdilerde, gücünü toplayabilmek için. Yatağın
üzerindeki hasırı kirletirdi kaba ayakkabılarıyla
asker ve işçiler, yorn argındı müşterilerinden.
Ama bambaşkadır güneş: daha az yorularak
daha iyi bir iş yapabilir. Dünkü adam erkenden
uyandırıp öptü onu.(Sevgilim, elimde olsa
seninle Torinoda kalırım) kendisi ile birlikte
istasyona götürdü ona iyi yolculuklar diyip
uğurlaması için
Bu kez şaşkın ama diri,
hoşuna gidiyor özgür olmak Deola'nın, çöreğini
yiyip sütünü içmek Yarı bir hanımefendibu sabah,
gelip gidene baksa da sadece sıkılmamak için.
Bu saatlerde pansiyonda kapalı yer kokusu
içinde uyunur - Patroniçe gezip dolaşıyordur-
orada kalmak budala eder insanı. Akşamları
lokalleri dolaşmak için güzel görünmek gerekir.
Pansiyonda otuz yaşında kalan azıcık güzelliği de
yitip gider insanın.
Aynaya yan dönmüş oturuyor Deola
camın diri serinliğinde kendisiyle bakışarak.
Yukarı
Uyuyan
Dost
Uyuyan dosta ne diyeceğiz bu gece?
O tüyler ürpertici acının en dirençsiz
sözcüğü geliyor dudaklarımıza.
Uysalca konuşacağız onun sözetmeyen
yararsız dudaklarına bakıp
Her akşam aldırışsız ve capcanlı beliren
o eski ağrının yüzü olacak gece.
Acı çekecek bir can gibi, karanlıkta suskun
o eski sessizlik. Uysalca soluyan
geceye konuşacağız.
Varlıkları ölü sessizliğe karşı belirleyerek
apansız gelen tan ağırtısının tedirginliğinde
ve varlıkların ötesinde karanlıta
anların ardınca damladığını duyacağız.
Yararsız ışık ortaya çıkaracak günün
sancılanan yüzünü. Susacak anlar ve
varlıklar konuşacak uysalca