:: Nietzsche : Felsefe ::

Yazılar/Hasan Hüseyin Korkmazgil


 


Demedim ki


Bu kenti sevdim dedim
Benim olsun demedim ki
 
Sevdim dedimse akşam kızıllığını
Gönlüm gibi akıp giden şu çayı
Şu ormanı şu denizi şu dağı
Benim olsun demedim ki
 
Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine
Yürek çizen şimşeklerse kaçamak bakışları
İşte buna sevmek derler dedimse
Çattımsa acıların en güzeline
Yedirdimse uykuları o tatlı kuşa
Benim olsun demedim ki
 
Bu akşam kankırmızı şarap istiyor canım
Bu akşam dünyanın bütün şarkılarını
Bu akşam dünyanın bütün özlemlerini
Bu akşam beni yalnız bırakın
Bu akşam yalnızca onu düşüneceğim
Onu ve kendimi yalnızca
Yukarı

Yineli


Bitti temmuz, yine bitti
Kırlangıçlar çekip gitti, yine gitti
Kaldık yine kaygularla başbaşa yine kaldık
 
Yarın yine yapraklar, yarın yine yağmurlar
Ardından yine soğuk, ardından yine tipi
Yine palto, yine gocuk, yine odun, yine kömür
Yine sövgü karakışa, yine bahara selam
 
Ederler yine tombul, gelirler yine cılız
Kiralar yine azgın, kuyruklar yine dilsiz
Yine mızmız sıkıntı, yine hep vıdıvıdı
Yine hep televizyon, yine hep ortadoğu
 
Uykularda beter yine, uykularda kara kuru
Yine bezgin sabahlar, yine yılgın akşamlar
Yine hep dalavera, yine hep o kuruntu
Yine umut, yine düş, yine hep bekleroğlu
 
Ama belki kış da güzel
Ama belki kar da güzel
Ama insan olana
Yukarı

Acılara Tutunmak


Kavuşmak özgürlükse
Özgürdük İkimizde
Elleri çığlık çığlık
Yanyana ikidünya

İkimiz iki dağdan
İki hırçın su gibi
Akıp gelmiştik
Buluşmuştuk bir kavşakta
Unutmuştuk ayrılığı
Yok saymıştık özlemeyi
Şarkımıza dalmıştık
Mutluluk mavi çocuk
Oynardı bahçemizde

Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimizde
O yuvasız çalıkuşu
Bense kafeste kanarya

O dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere

Aramakmış oysa sevmek
Özlemekmiş oysa sevmek
Bulup bulup yitirmekmiş
Düşsel bir oyuncağı

Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Sevmek diye birşey vardı
Sevmek diye birşey yokmuş

Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konutlukta
Deprem kargaşasında

Yaşadım birkaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimizde

Acılardan arta kalan
işte bu bakışlarımış
Kuğu diye gözlerimde
Gün batımı bulutlarmış

Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Savrulup gitmek varmış
Ayrı yörüngelerde

Yukarı

Haziranda Ölmek Zor


Orhan KEMAL'in güzel anısına...

İşten çıktım
Sokaktayım
Elim yüzüm, üstüm başım gazete...

Sokakta tank paleti
Sokakta düdük sesi
Sokakta tomson
Sokağa çıkmak yasak...

Sokaktayım
Gece leylak ve tomurcuk kokuyor
Yaralı bir şahin olmuş yüreğim
Uy anam anam
Haziranda ölmek zor...

Havada tüy
Havada kuş
Havada kuş soluğu kokusu
Hava leylak ve tomurcuk kokuyor
Ne anlar acılardan güzel haziran
Ne anlar güzel bahar
Kopuk bir kol sokakta çırpınıp durur...

Çalışmışım onbeş saat
Tükenmişim onbeş saat
Acıkmışım, yorulmuşum, uykusamışım
Anama sövmüş patron
Sıkmışım dişlerimi
Islıkla söylemişim umutlarımı
Susarak söylemişim
Sıcak bir ev özlemişim
Sıcak bir yemek
Ve sıcacık bir yatakta unutturan öpücükler
Çıkmışım bir kavgadan vurmuşum sokaklara
Sokakta tank paleti
Sokakta düdük sesi
Sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
Dallarda insan iskeletleri...

Asacaklar Aydemir'i
Asacaklar Gürcan'ı
Belki başkalarını
Pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
Dökülüyor etlerim, sarı yapraklar gibi...

Asmak neyi kurtarır
Sarı sarı yaprakları kuru dallara?
Yolunmuş yaprakları, kırılmış dallarıyla ne anlatır bir ağaç
Hani rüzgar, hani kuş
Hani nerede rüzgarlı kuş sesleri...

Asılmak değil sorun
Asılmamak da değil
Kimin kimi astığı
Kimin kimi neden niçin astığı
Budur işte asıl sorun?

Sevdim gelin morunu
Sevdim şiir morunu
Moru sevdim tomurcukta
Moru sevdim memede
Ve öptüğüm dudakta
Ama sevemedim, hayır
İğrendim insanoğlunun
Yağlı ipte sallanan morluğundan...

Neden böyle acılıyım
Neden böyle ağrılı
Neden niçin bu sokaklar böyle boş
Niçin neden bu evler böyle dolu
Sokaklarla solur evler
Sokaklarla atar nabzı kentlerin
Sokaksız kent
Kentsiz ülke
Kahkahanın yanıbaşı gözyaşı...

İşten çıktım
Elim yüzüm, üstüm başım gazete
Karanlıkta açan bir su gibi
Vurdum kendimi caddelere
Hava leylak ve tomurcuk kokusu
Havada kör yoluna
Havada suçsuz günahsız gitme korkusu
Ah desem eriyecek demirleri bu korkuluğun
Oh desem tutuşacak soluğum...

Asmak neyi kurtarır, öldürmek neyi
Yaşatmaktır önemlisi, güzel yaşatmak
Abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
Ekmeksiz, yuvasız, hekimsiz bırakmamak...

Ah yavrum, ah güzelim
Canım benim, sevdiceğim, bir tanem
Kısa sürdü bu yolculuk
Neylersin ki sonu yok
Gece leylak ve tomurcuk kokuyor
Uy anam anam
Haziranda ölmek zor...

Nerdeyim ben, nerdeyim ben, nerdeyim
Kimsiniz siz, kimsiniz siz, kimsiniz
Ne söyler bu radyolar
Gazeteler ne yazar
Kim ölmüş uzaklarda
Göçen kim dünyamızdan...

Asmak neyi kurtarır, öldürmek neyi
Yolunmuş yaprakları
Ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
Söyler hangi güzelliği?

Kökü burada yüreğimde
Yaprakları uzaklarda bir çınar
Islık çala çala göçtü bir çınar
Göçtü memet diye diye
Şafak vakti bir çınar
Silkeledi kuşlarını, güneşlerini
"Oğlu sana sesleniyorum, işitiyor musun memet, memet"...

Gece leylak ve tomurcuk kokuyor
Üstüm başım, elim yüzüm gazete
Vurmuşum sokaklara
Vurmuşum sokaklara
Uy anam anam
Haziranda ölmek zor...

Bu acılar, bu ağrılar, bu yürek
Neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
Bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
Bu geceler niçin böyle insansız
Bu insanlar niçin böyle yarınsız
Bu niçinler niçin böyle yanıtsız...

"Uyarına gelirse tepemde bir de çınar demişti on yıl önce"
Demek ki on yıl sonra
Demek ki sabah sabah
Demek ki "manda gönü"
Demek ki "şile bezi"
Demek ki "yeşil biber"
Bir de Memed'in yüzü
Bir de güzel İstanbul
Bir de "saman sarısı"
Bir de özlem kırmızısı
Demek ki göçtü usta
Kaldı yürek sızısı geride kalanlara...

Yıllar var ki ter içinde
Taşıdım ben bu yükü
Bıraktım acının alkışlarına
3 HAZİRAN 63'ü...

Bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta
Bir kırmızı gül dalı iğilmiş üstüne
Yatıyor oralarda
Bir eski gömütlükte yatıyor usta
Bir kırmızı gül dalı iğilmiş üstüne
Okşar yanan alnını
Bir kırmızı gül dalı
Nazım Usta nın...

Gece leylak ve tomurcuk kokuyor
Bir basın işçisiyim
Elim yüzüm, üstüm başım gazete
Geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
Şuramda bir çalıkuşu ötüyor
Uy anam anam
Haziranda ölmek zor...
Yukarı

Ağustos Şiiri


Ben mısralarımı kerpiç gecelerinden çekmişim
Beş numara lamba kaderi var mısralarımda benim
Deli çizgi gözlerimi kör etmiş, kör etmiş, kör etmiş
Göçmüş kıtalar üstünde kuşlar dönüyor garipsi
Çığlık çığlığa kuşlar dönüyor evcil ve tedirgin
Gök mavisi bir türkü dolanmış yüreciğime
Selsele yolculuklar tütüyor gözlerimde, neyleyim
İnsan demişim, kitap yüzlü insanlar demişim gidemiyorum
 
Kaderim kaderleri demişim güzelim
Sen olmasan ben böyle değildim
Böyle uysal ve kırılmış değildi şiirlerim
Bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
Yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek
 
Rüzgar gibi ağustos geçti ellerimizden
Meyvalar bizi bal renkli günahlara çağırıyorlar
Bir yanda yaşanmamış günlerin hırsı
Bir yanda boşa geçen gecelerin acısı
Malum o dramın en güzel perdesindeydik
Ağustos şarap olmuş, kanımıza akmıştı
Göçmüş kıtalar üstünde kuşlar gibiydik
Her gören didik didik bizi denetliyordu
Biz kendi derdimize düşmüştük
 
Orda da akşamlar olacak güzelim
Kanlı mendil gibi ağustos akşamları
Şu benim çektiklerimi görmeyeceksin
Belki yanında başkaları olacak
Belki düşlerine bile girmeyeceğim
Gün oldu acıların şiirini yaşadım
Gün oldu zehir gibi yokluğunu yaşadım
Bana sen ne diye duyurdun yalnızlığımı
Ne diye gurbet gibi mısralarıma sindin
Dokunsan parmaklarıma tutuşacağım
 
Yere batan şehrin tek yalnızıyım
Yüzyılın ağrısını anlayarak çekiyorum
Ekmeğime barut sinmiş bulanık özgürlükler
Tepmişim rahatımı, boynu bükük mutluluğumu
Yaşıyorsam erkekçe yaşıyorum
 
Düşün ki coğrafyanın en güzel yerindeyiz
En güzel günlerinde gençliğimizin
Ölümden ötesini aklım almıyor
Beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
İstesek cenneti kurtarabiliriz
Ben bir ışık için tepmişim rahatımı
Bu güleç yüzlülerin, bu acı türkülerini
Bu yoksul yerleri anlayarak seviyorum
Delicesine anlayarak güzelim
Yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek.
Yukarı

Borçlu


Erik çiçek açmış da bahçenin kıyısında
Sen ona hiç bakmadan geçmişsen oracıktan
Leylek dansa durmuş da bacanın tepesinde
O baharlım laklakını durup dinlememişsen
Şakır şakır bir tren bir gece köprüsünden
Islıkla dalmamışsan gurbet türkülerine
Akasya, mor akasya, ak akasya, sarı sarı sarkmış da bahar mavilerinden
Yaşamak ne güzel şey diye ağlamamışsan
Çocuklar birdirbir oynuyorlar da çöplük arsada
Dikilip yanıbaşlarına göğüs geçirmemişsen
Yanından geçip gitmiş de çilekçinin arabası
Kaçtan veriyorsun hemşerim diye yutkunmamışsan
İskelenin tepesinden türkü döken gurbetçi gence
Varolasın koçum benim diye el sallamamışsan
Bahar dalı gömleğiyle utangaç bir uçurtma
Bu ne şıklık delikanlım diye laf atmamışsan
Ve çapkınca bakmamışsan
Göğsü domur domur yeni yetmeye
Sesi bambam
Sesi ramazan topu
Kendini herkül sanan delikanlıyı
Yaşıtınmışcasına süzüp selamlamamışsan
Öpmemişsen gözlerine bakıp duran bir gözleri şenlikliyi
Yaşama itmemişsen iter gibi denize
Girmemişsen koluna bir yıkılmışın
Yalanla da olsa avutmamışsan umutsuzu
Su diyene bir avuç su
Bir yaralı parmağa işememişsen
Kolay gelsin dememişsen taş kıranlara
Günaydınsız bırakmışsan bahçe bezeyenleri
Eğilip koklamamışsan çitten gülen çiçeği
Bayram bayram donanmamışsan
Sevinciyle dostlarının
Acısını dostlarının
Yüreğinde duymamışsan
Kapı kapı dolaşmamışsan iş dilenerek
İşsizliğe düşmemişsen hakkım dedikçe
Ve bayraklı pankartlı yürüyüşlere
Halaylı horonlu grev şenliklerine
Katılmayı aşk gibi duymamışsan şuranda
Ağrın ağrım
Acın acım
Dememişsen insan kardeşlerine
Ve dilinin en görkemli
Ve dilinin bando-davul sövgülerini
Sıralayıp sallamamışsan deyyuslar saltanatına
Hangi yaşta olursan ol
Kardeşim
Kaptırıp gönlünü sevda fırtınasına
Evin yolunu şaşırmamışsan
Sende iş yok be kardeşim
Sen artık hapı yutmuşsun
Borçlusun sen ağaçlara kuşlara
Borçlusun sen trenlere otobüslere
Yağan kara esen yele borçlusun
Borçlusun sen herşeye
Gözdeki ışıltıya
Alındaki çizgiye
Eldeki şaşkınlığa
Borçlusun herşeye
Kardeşim
Yaşamın kendisine
Yukarı

Yıllar Sonra


Seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan güzelim
Nere gitti tohma deresinde o ishaklı yalnızlığım
Saçlarının uzun uzun o güneşli sarısı
Yüzünün papatya sabahlığı haziranlarımda
Gülüşünün baharlığı susuşunun sonsuzluğu
Nere gitti sende benim olan o sonsuz özlem
Seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan güzelim

Sen gittin kaba kilimlerde kaldı ayak izlerim
Pırıl pırıl selvilerde görkemli cevizlerde
Asma altı su sesi alacalı güneş sofralarında
Sen gittin inanılmaz öksüzlükler yaşadım
Düştüm çetin yollara türkülere ağıtlara belendim
Saçlarımda bulut oldun alnımda demirparmaklık
Seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan güzelim

Ben çok çektim güzelim karlı dağlar oldu başım
Sen belki de mutluydun güzel günler geçirdin
Çünkü kaf dağında prensestin soylu bir güzelliktin
Yaklaşılmaz bir varlıktın masallık bir acıydın
Gözgöze geldik birgün bir dağbaşı durağında
Bindik aynı trene kavuştuk yıllar sonra
Seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan güzelim

Haziranım sarı gülüm yaz güneşim özlemim
Nice nice sular geçti bildin mi köprülerden
Kaç bahar kaç sonbahar kaç çocuk kaç intihar
Nerdesin sen nerdeyim ben ne söylüyor bu çizgiler
Bu aynalar neden böyle yakından bakıyorlar
Neler anlatıyor bu şarkılar uzak geçmişimizden
Seni kimler kaçırıdı o güzel yazlarımdan güzelim

Ağlamak bir dağ gülü bir yanık orman belki
Bir kurumuş çeşme belki bir kimsesiz tutuklu
Uçaklar otobüsler vapurlar telefonlar
Haziranım sarı gülüm yaz güneşim papatyam
Kime giydin o akları kim kaldırdı duvağını
Kim kokladı kim baktı bağrına kim yıllar önce
Seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan güzelim.
Yukarı

Saldıran Kör Yoksulluk


Yüzleri Yıkanmamış bu çocukların
Açılmamış gözleri aydınlıklara
Tabanca, zincir, muşta
Bilmemişler bundan başka tanımamışlar...

Ağaç görmüş, yakmışlar
Kanat görmüş, kırmışlar
Şimdi de düşmüşler insan izine
Nerede insan, nerede ışık, vurmuşlar...

Bilmiyorlar ipler kimin elinde
Kim oynatır bu kuklayı bildikleri yok
Cepte mangır, elde silah
Vuruyorlar, yarın için çırpınanları
Vuruyorlar, vurur gibi açlığı
Vuruyorlar, vurur gibi yokluğu
Vuruyorlar kendi kardeşlerini...

Yüzleri yıkanmamış bu çocukların
Açılmamış gözleri aydınlığa...


...................................*...................................
* *


Nietzsche

Nietzsche

Nietzsche

x

iletişim: nietzsche@ayrinti.net 2002 - 2008

Hosting