:: Nietzsche : Felsefe ::

Yazılar/Yılmaz Erdoğan






Sana Kalan Saz


Sana
Yaralarımdan çiçekler
İlk yardım geceleri birazda
Ve yangında kurtarılması imkansız acılar bırakıyorum
 
Seni özümün gizinde saklıyorum
Bütün aşklarımın izlerini sayıklayarak
Ve aldatarak tüm sevdiklerimi
 
Sana
Cinayetimin ipuçlarını bırakıyorum
Vasiyeti olmayan ölüler ülkesinden
(Türkülerin sırtındaki muamma!)
Yazık bir nakarat bırakıyorum sana
 
"Ben sana gülüm demem gülün ömrü az olur"
 
Öç biter
Biter şarkı
Yaz olur
Yukarı

Son Durak


Kilitlenmiş beton kanatları kuşların
Oksit gibi yakışan bir mayışmayla ağarmış gün
Pas tutan kelimeler için bir iksir belki de
Ya da aklına susamış sevgililerin safdilliği
Acıtmış ömrünü çekirgelerin
Medyatik soruşturmalardaki enflasyonist yargılar
Haber değeri taşımıyor haber spikerinin ölümü
Herkes kendi manşetinde satır arası
Hiç bir bakışı aydınlatmıyor florasan buğusu

Burası son durak inecekler için son fırsat
Bir daha ne süper ne mega kupon verilecek
Kalanlar şoförün evini göremeyecekler hiç bir zaman
Onları sonsuza götürecek, aforoz edilmiş bir merak
Burası son durak

Hafızada kalan tek numara için
Telefona uzanır elleri
Ölümüne randevulu insanların
Temize çekilemez not defterleri
Yukarı

Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak


Her şey yapılabilir
Bir beyaz kağıtla
Uçak örneğin uçurtma mesela
Altına konulabilir
Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
Sallanan bir masanın
Veya şiir yazılabilir
Süresi ötekilerden kısa
Bir ömür üzerine

Bir beyaz kağıda
Her şey yazılabilir
Senin dışında
Güzelliğine benzetme bulmak zor
Sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
Her şeyden
Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
Belki tabiattadır çaresi
Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
Ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
Anlarım bitkiden filan ama anlatamam
Toprağın güneşle konuşmasını
Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

Sen bana ışık ver yeter
Bende filiz çok
Köklerim içimde gizlidir
Gelen giden açan soran bere budak yok
Bir şiir istersin
“İçinde benzetmeler olan”
Kusura bakma sevgilim
Heybemde sana benzeyecek kadar
Güzel bir şey yok

Uzun bir yoldan gelen
Tedariksiz katıksız bir yolcuyum
Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
Her şeyi anlattım
Olan olmayan acıtan sancıtan
Bilsem ki sana varmak içindi
Bütün mola sancıları
Bütün stabilize arkadaşlıklar
Daha hızlı koşardım
Severadım gelirdim
Gözlerinin mercan maviliğine

Sana bakmak
Suya bakmaktır
Sana bakmak
Bbir mucizeyi anlamaktır

Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem
Yalnız kelepçeler sanıktır
Ne yazsam olmuyor
Çünkü bilenler hatırlar
Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
Bahçıvanlar değil tüccarlardır
Sen öyle göz
Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen teninde cennet kayganlığı iken
Sana şiir yazmak ahmaklıktır

Bir tek söz kalır
Dişlerimin arasından
Ben sana gülüm derim
Gülün ömrü uzamaya başlar

Verdiğim bütün sözler
Sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim
Gül sana benzediği için ölümsüz
Yazdığım bütün şiirler
Sana başlayan bir kitap için önsöz

Sana bakmak
Bir beyaz kağıda bakmaktır
Her şey olmaya hazır
Sana bakmak
Suya bakmaktır
Gördüğün suretten utanmak
Sana bakmak
Bütün rastlantıları reddedip
Bir mucizeyi anlamaktır
Sana bakmak
Allah’a inanmaktır
Yukarı

Yaşayabilme İhtimali


Soğuk ve şehirlerarası
Otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda
Otlu peynir kokusuydu babam...
 
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de
Haşlama yeme ihtimalini sevdim...
 
İlkokulun silgi kokan tebeşir lekeli yıllarında
(Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman)
Özlemeye başladım herkesi
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki
Adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra
 
Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
 
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
Kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık
Ben doktor oluyordum, sen hemşire
Geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu,
Pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumuna inat bir Türkçeyle
Ağbilerimizden öğrendik
Ş harfinden orak çekiş figürleri türetmeyi
 
Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim
(Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak)
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu
Ve belli bir saatten sonra dışarı çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağına geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
 
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum...
 
Yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum
Kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenle yarışıyordum
Yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum, bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum
 
Zap suyunun sesini başına koyuyordum, şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyorudum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden
Ömrümün en uzun, ömrümün en kısa
Ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar
Yolunu koşuyordum
 
Çünkü sonunda annem oluyordum
Babam kokuyordum sonunda
 
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
 
Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle
(Sadece bilmek zorunda kalanların bildiği)
Bir yol üstü lokantasında
Ben seninle Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğu Beyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
Terli coğrafyasında olabilme ihtimalini sevdim
Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim...

Yukarı

En Büyük Asker Bizim Asker


Kalabalık bir asker yolcu edişi. Kadınlı erkekli bir grup asker kız Vildan'ı havaya atıp tutmakta...

HERKES : En büyük asker bizim asker! En büyük asker bizim asker
VİLDAN : Arkadaşlar, beni havaya atmanıza karşı değilim. Tutmanıza karşıyım. Havaya atın fakat tutmayın beni. Düşüp bir yerimi kırarsam çürük raporu alırım.
HERKES : En büyük asker bizim asker! En büyük asker bizim asker
VİLDAN : Yahu kadınları askere almakta nereden çıktı? Eşitlik dediysek o kadar da demedik. O zaman erkeklerde doğursun.
HERKES : En büyük asker bizim asker!
VİLDAN : Yahu ben ne anlarım askerlikten? Ordunun benden ne çıkarı olabilir? Ben askere alınınca Ordu'nun dereleri yukarı mı akacak?
1. ADAM : Bu sözler sana yakışıyor mu bacım? İç ve dış düşmanların durumu meydanda. Vatanın bütün dersanelerine girilmiş. Havada bulut var ve dumanın sebebi meydanda. Bir millet uyanıyor. Düşman yolları sardı ve.... İngiliz Kemal
HERKES : Yaşaa! Bravooo! En büyük asker bizim asker.
VİLDAN : Bayram Yaparsınız tabii. Askere giden siz değilsiniz. Ah ömrümün en kraker yılları çar çur olacak.
2. ADAM : Düşmanlarımız korksun artık. Kızımız asker oluyor. Ne demiş atalarımız bir Türk dünyaya bedeldir.
VİLDAN : Tamam da atalarımız bu lafı ettikleri zaman, dünya nüfusu o kadar kalabalık değildi. Böyle mantıksız atasözlerinin zamanı çoktan geçti. Hadi! havaya atın fakat tutmayın beni. Atın, tutmayın siz beni. Şekere katmayın siz beni. Doktora götürün siz beni.
HERKES : En büyük asker bizim asker.
3. ADAM : Sen yüce bir milletin şerefli bir ferdisin. Böyle bir zamanda cinsiyet mühim değildir. Şanlı tarihimiz senin gibi genç kahramanlarla doludur. Mesela Ulubatlı Hasan. Ulubatlı Hasan İstanbul'un fethi sırasında tam yüz on yedi ok yemiştir, fakat ölmemiştir.
VİLDAN : Evet ama ben kendimi Ulubatlı Hasan'dan çok Baltacı Mehmet Paşa'ya benzetiyorum. Biliyorsunuz kendisi Çariçe Katarina ile cengi sırasında tam yüz on yedi kere orgazm olmuştur fakat ölmemiştir.
KADIN : Aaaa, ne kadar ayıp.
VİLDAN : Niye? Baltacı da bu milletin çocuğu değil mi? Baltacı, baltalı ilah mı? Zagor mu?
HERKES : En büyük asker bizim asker.
VİLDAN : Yahu ben nereden en büyük oluyorum. Ben askerliği orgeneral olarak mı yapacağım.
1. ADAM : Haydi arkadaşlar vakit tamamdır. Bu vatan senden hizmet bekliyor. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda.
VİLDAN : Mesela ben.
Yukarı

Asker Mektubu


ANLATICI : Dedik ya, mantığın bittiği yerde başlamakta askerlik. Askerlikte bir de mektuplar vardır. Mektuplar en güzel sevda sözlerini taşır asker ocağına. Mektuplar en sıcak sığınaktır askerde. Fakat gelin görün ki, er mektubu görünür, sırlara sansür konulur.

Anlatıcı çıkar. Vildan'ın yavuklusu girer. Elinde yanmakta olan bir mektup vardır.

YAVUKLU : Hay allah. Görüyor musun? Yine yakmış yar mektubun ucunu. (Bir köşeye oturur.) Bakalım ne yazmış.

Vildan hemen yanında belirir. Yavuklu okurken o mektubu seslendirir.

VİLDAN : Sevgili yarim, yavuklum, kavuklum. Evvela üzerime farz olan tanrı selamını sunarım. Hemen söyleyeyim burada mektuplar denetleniyor. Okuyorlar yani. Yanlış anlaşılmasın bizim iyiliğimiz için okuyorlar. Sevgilim, dört aydır anamdan emdiğim süt burnumdan gelmedi. Anamı ağlatmadılar, anama espri yaptılar, anamı güldürdüler. Yani burada rahatım yerindedir.
YAVUKLU : Ne güzel.
VİLDAN : Bok güzel. Günde on iki saat eğitim yapıyoruz ama bence az. Daha fazla olmalı. Komutanlarımızdan çok memnunuz. Hele bir çavuşumuz var, tam bir şey. İyi aile çocuğu. Geçen gün komutan beni döve döve komaya sokmadı. Eğer biri, çavuşun kafamı kırdığını söylerse sakın inanma. Burada dayak yoktur. Burada dayak vardır diyenin ağzına sıçarlar. Geçen gün iki arkadaşımız firar etti. Eğer birisi sana benimde, önümüzdeki çarşamba günü saat yirmi otuzda firar edeceğimi söylerse sakın inanma. Bu yüzden beni kışlanın arkasındaki çeşme başında, taksi tutup boşu boşuna bekleme. Ben firar etmeyi düşünmüyorum. Katiyen firar etmeyeceğim. Firar çok ayıp bir şeydir. Keskin firar küpüne zarar. Firar edip de ne yapacağım. Firar kim ulan firar kim? Ben neresi? Burası kim?

Işık söner. Askerkızlar şarkıyla birlikte sahneye girerler.

ASKERKIZLAR :
Kadın erkek eşit olsun diyorlar
Doğru söze şapka çıkar, kel mel görünmez
Peki o zaman pek değerli bayanlar
Sizde buyurun sekiz ay
Sizde buyurun on iki ay, on beş ay askerliğe

Çavuş girer, şarkı kesilir.

ÇAVUŞ : Hazrol! Rahat! Sen çömez.
VİLDAN : Er Vildan Cıngıl, Sinop emret komutanım.
ÇAVUŞ : Tuvalete git, kaç musluk, kaç lavabo, kaç karo taşı, kaç sifon var say gel.
VİLDAN : Emredersiniz komutanım.
ÇAVUŞ : Sifonların kaçı çekilmiş, kaçı çekilmemiş ve hangi hıyar çekmemiş, tespit et gel.
VİLDAN : Başüstüne komutanım.
ÇAVUŞ : Bitmedi. Tuvalette işin bitince dışarı çık derince bir çukur kaz.
VİLDAN : Başüstüne.
ÇAVUŞ : Dur, bitmedi. Sonra kazdığın çukuru tekrar doldur.
VİLDAN : Başüstüne komutanım.
ÇAVUŞ : Dur, bitmedi. (Aklına eziyet edecek başka bir şey gelmez.) Git bak bakalım, bızırıtların hepsi mırtmış mı?
VİLDAN : Baş üstüne komutanım!..... Efendim komutanım.
ÇAVUŞ : Git bak bakalım bızırıtların hepsi mırtmış mı?
VİLDAN : (Bir an düşünür... Artık sabrı taşmıştır.) Haaaaaa... Bızırıtlar.... Mırtmış mırtmış. Demin gördüm hepsi mırtmış. Yalnız ananıza yetmemiş, daha büyük bızırıt yok mu? diyor.
ÇAVUŞ : Ne?
VİLDAN : Zzzzzzzzt Erenköy komutanım.

1. PERDE SONU

Yukarı

Fatih Sultan Mehmet ile Valide Sultan


ANLATICI : Yıl 1453. Aylardan Mayıs. Osmanlı ordusu Bizans kapılarına dayanmış.

Fonda top ve allah allah sesleri duyulur.

ANLATICI : Fakat fetih işi zora saplanmış. İstanbul'un fethinde sorunlar yaşanıyor. Fatih Sultan Mehmet havlu mu atıyor ne? Allahtan Valide Sultan dişli bir dişi. Her güçlü erkeğin arkasında dişli bir dişi vardır. İnanmayan tarihe baksın. Tarihte devam mecburiyeti ve seçmeli dersler vardır. Temize çekerken olayları ak sakallı tarihçiler, unutmuşlar kadınları yazmayı. Oysa her vaka-i hayriyede Hayriye gibi bir kadın vardır.

Anlatıcı çıkar... Sahnede bir taht vardır. Fatih bağıra çağıra girer, Valide Sultan da peşindedir.

FATİH : Fethetmiyorum ulan fethetmiyorum. İstanbul'u artık hiç fethetmiyorum. Israr etme Valide, fethetmiyorum.
VALİDE : Aman devletli evladım, streslere gark olmayasuz. İstanbul'u fethetmeye mecbursun. Bu hususta muvaffak olamazsan koca Osmanlı'da herkes karalar bağlayacak. O kadar siyah elbiseyi nereden bulacağız. Sevgili yavrum, bizi Neslihan Yargıcı'ya mahkum etmeyiniz. Çok kazıkçı diyorlar.
FATİH : Mahfoldum Valide, ne gecem kaldı, ne gündüzüm. Pazar günleri bile açığım. Yirmi bir yaşındayım ben Valide, millet boğazda rakı içecek diye kendimi çar çur edemem. Bu ne yaman çelişki Valide.
VALİDE : Aman Padişahım. Mehmedim, ikinci Mehmedim. Kapris yapmayasuz. Siz şol İstanbul'a artist olmak için gelmediniz. Siz bu fethi eylemezseniz ikinci köprüye kimin adı verilecek.
FATİH : Yok ya? Koskoca İstanbul'u şeyimizden ter atarak fethedeceğiz, ondan sonra içine edecekler. Yok öyle yağma.
VALİDE : Nereden bilirsin evladım içine edileceğini.
FATİH : Ben mallarımı tanırım Valide. Aha, şuraya yazıyorum. Şu Haliç var ya Haliç, önce orayı maffedecekler. Biri diyecek Haliç "benim gözüm gibi olacak" diğeri diyecek, "yok, asıl benim gözüm gibi olacak." Göreceksin sonunda Haliç, benim ... ... GÖZÜM gibi olacak.
VALİDE : Sükut evladım sükut. Böyle laflar yakışıyor mu size? Zinhar böyle şer beyanlarda bulunmayasuz. Fethedesiniz Konstantiniye'yi, orta çağ kapana, yeni çağ açıla. Tebamız çağ atlaya.
FATİH : Fethetmiyorum Valide, fethetmiyorum.
VALİDE : Tarihi değiştirmeye muktedir değiliz haşmetli evladım. İstanbul'u almak senin alnına yazılmış. Bak (Fatih'in alnından okur.) Al Mehmet al, Mehmet İstanbul'u al.
FATİH : (Çok şaşırır.) Yapma ya? Öyle mi yazıyor hakkatten? Dikkatli bak Valide, daktilo hatası falan olmasın.
VALİDE : Hayır evladım. İlahi yazılarda hata olmaz inanmazsan al kendin oku. (Bir ayna tutar Fatih aynadan okur.)
FATİH : La temhem la, ulubnatsi temhem la. Ne demek oluyor bu Valide.
VALİDE : Evladım ayna olduğu için tersten okuyorsun. Doğrusu, "al Mehmet al, Mehmet İstanbul'u al..."
FATİH : Öyle ya... O halde alacağız Konstantiniye'yi başka yolu yok. Fakat Valide, bir terslik olur da, İstanbul'u başka bir Padişah alacak olursa, çok mühim bir vasiyetim olacak.
VALİDE : Nedir evladım söyle?
FATİH : Topkapı Sarayı'nı Topkapı'ya kurmasınlar, sapa kalıyor. Oraya otogar yapılsın, Tatlıses Turizme yer ayrılsın.
VALİDE : Başüstüne evladım. Vasiyetine ekleyecek başka birşey var mı?
FATİH : Var Valide var. Vasiyetim daha bitmedi. Derhal İstanbul'a felç halinde bir trafik eylensin, tebam yollarda fıtkı olsun. Denizlerin içine edilmek suretiyle balıklar telef eylensin, balıklardan boşalan yere koyunlar konuşlansın. Boğaz sırtları Arap kardeşlerimize verilsin. Rus, Bulgar, Romen ve bilcumle Şark blokuna mensup orospular Laleli'ye yerleştirilsin. Sokak ve caddeler devamlı kazılsın ve kat'a doldurulmasın. İSKİ'nin çukuru PTT'ninkinden alçak olsun. Suların akmasına mahal verilmesin. Buna rağmen sular inatla akmaya devam ederse derhal bütün oylar Refah'a verilsin. Gecekondulara önce tapu verilsin, seçimden sonra hepsi yıkılsın. Bütün mafyalar illere göre adilce dağıtılsın. Pazar mafyası Malatyalılara, hamal mafyası Maraşlılara, arazi mafyası Çorumlulara, otopark mafyası Tokatlılara verilsin. Bütün tiyatrolar yıkılsın. Yerlerine birahaneler yapılsın. Tebam temsil seyredeceğine, devamlı bira içip, devamlı çişe gitsin. İstanbul'a tramvay yapılsın. Sonra tramvay kaldırılsın. Sonra tekrar tramvay yapılsın. Sonra tramvay kaldırılıp yerine yine tramvay yapılsın. Sonra tramvay yine kaldırılıp yerine bir türlü metro yapılamasın. İstanbul'un bilimum pazarcı esnafı, tedris ve terbiye edilsin. Sabahın erken saatlerinde, bilhassa tebam en derin uyukudayken "Patates soğaaaaaan!" diye bağırtılsın. "Patates soğaaaaan! Kurabiye bunlaaaaar! Patates soğaaaaan.... Aygaaaaaz... " Çok istiyorsan fethedeyim konstantiniye'yi Valide ama olacağı bu haldir. BEN MALLARIMI TANIRIM...

Işık söner.
Yukarı

Pazarlamacı Fırlama Çocuk


ANLATICI : Kadının cinselliğiyle ilgili sorunlar bir yana, çalışan kadının sorunları hiç bitmiyor zaten. Diyelim ki bütün gün deli gibi çalışmışsınız. İş çıkışı bir otobüse binmişsiniz, otobüs hınca hınç dolu. Memurlar, işçiler, fordçular, teşhirciler ve ısrarla başkasının gazetesini okuyucularla haşır neşir olduktan sonra, otobüs yolculuğunu tamamladınız ve işte nihayet evinizdesiniz.

Ters taraftan kadın yorgun argın girer.

ANLATICI : Rahatça gerindiniz.

Kadın gerinir.

ANLATICI : Yorgunsunuz.
KADIN : Yorgunum.
ANLATICI : Çok yorgunsunuz.
KADIN : Çok yorgunum.
ANLATICI : Tek bir ses bile duymak istemiyorsunuz.
KADIN : Tek bir ses bile duymak istemiyorum.
ANLATICI : Ama unutmayın ki hayatın her anında küçük bir sorun çıkabilir.
KADIN : (Anlatıcıya döner.) Hayır efendim, sorun falan istemiyorum. Tek bir ses bile duymak istemiyorum.

Kapı zili üstüste çalmaya başlar.

KADIN : Offf... Kim acaba? Geldim, geldim.

Kadın kapıyı açar. Pazarlamacı çocuk kafayı uzatır.

PAZARLAMACI : İyi günler hanfendi abla. Kapıyı açmakla ne kadar iyi ettiğinizi birazdan anlayacaksınız. İçeri buyurmaz mıyım? E, gireyim bari. (Girer)
KADIN : Ne oluyor be? Sen kimsin? Ne istiyorsun?
PAZARLAMACI : Ben bir şey istemiyorum, siz istiyorsunuz. Ama sayemde istediğiniz ansiklopedilere kavuşacaksınız. Körün istediği bir göz, allah mavi lens veriyor, iyi mi?
KADIN : Allah allah, sen kimsin çocuğum.
PAZARLAMACI : Haklısın abla, tanışmayı unuttuk. Benim adım Cengiz, arkadaşlarım bu yüzden bana Nuri demezler.
KADIN : Adın Cengiz ise, arkadaşların sana niçin Nuri desinler?
PAZARLAMACI : İyi ya abla, bizde demezler diyoruz. Senin adın ne? Dur! Söyleme, ben tahmin edeyim. (Çıkar, kapı ziline bakar, döner) Şahabettin.
KADIN : Saçmalama.
PAZARLAMACI : Ama kapı zilinin üstünde Şahabettin yazıyor.
KADIN : O babamın adı.
PAZARLAMACI : Zil babanın mı? Seni görmeye gelenler bu zili kullanamıyorlar mı? Sizin ailede herkesin ayrı bir zili mi var? Memleket nere Zile mi?
KADIN : Yahu sen ne istiyorsun evladım.
PAZARLAMACI : Ben ansiklopedi satarım abla. Peşin fiyatına taksitle Gelişim Haşırt.
KADIN : Bana ne!
PAZARLAMACI : Sana ne olur mu abla, sen alacaksın.
KADIN : Bak çocuğum, çok yorgunum, aşırı sinirliyim. Ansiklopedi filan istemiyorum, çık evimden hadi.
PAZARLAMACI : Tamam abla, kimseye zorla birşey satacak değiliz. Sen kaç taksit yapacağız onu söyle.
KADIN : (Bağırmaya başlar.) Ulan manyak. Sen beni çıldırtmaya mı geldin? Ansiklopedi istemiyorum. Evimi terketmeni istiyorum. Yoksa polis çağıracağım.
PAZARLAMACI : Bir dakka hanfendi bir dakka. Siz bana bağıramazsınız. Ben öyle sıradan bir insan değilim. Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? Ben Mehmet Çubukoğlu'nun kardeşiyim.
KADIN : Mehmet Çubukoğlu kim?
PAZARLAMACI : Ağbim, tanımazsınız. Kaç taksit yapıyoruz ablacım, peşinat ne veriyorsun?
KADIN : Bak evladım, beni neden deli etmek istediğini anlamış değilim. Beni niçin tahrik ediyorsun ha. (Ağlamaya başlar.) Allah kahretsin sinirlerim bozuldu.
PAZARLAMACI : Niye ağlıyorsun be abla, değer mi? Gençsin, güzelsin, başkasını bulursun.
KADIN : Ne diyorsun be?
PAZARLAMACI : Seni terkettiyse kendi kaybeder diyorum. Kaç taksit yapıyoruz abla.
KADIN : Yalvarıyorum sana düş yakamdan... Düş evimden... Düş sekizinci kattan. Bak karakol iki bina ötede, seni son kez uyarıyorum.
PAZARLAMACI : Abla kalbimi kırıyorsun, farkında değilsin. Sanki biz keyfimizden yapıyoruz bu işi. Benim hayatım keder yüklü. Annem, ben doğmadan ölmüş. Babam daha geçen gün sünnet oldu. Bütün sünnet masraflarını ben karşıladım ya. Kolay mı? Ekmek parası, cüzdan yarası. Kaç taksit yapıyoruz abla, peşinat ne veriyorsun.
KADIN : (Telefona sarılır.) Bunu sen istedin. (Numaraları hızla çevirir.) Alo karakol mu? Memur bey iki bina üstünüzde oturuyorum. Gül apartmanı 7 numara. Hemen gelin lütfen. Haneye tecavüz var. Tecavüzcü yanımda. Coşkun mu? Coşkun kim? Evet beyefendi, bana tecavüz etti, şimdi beraber sigara içiyoruz, bir polisi arayalım dedik. bana değil beyefendi haneye tecavüz var. Evet, evet bekliyorum. Lütfen acele edin. (Telefonu kapar.) Şimdi göreceksin sen. Bir insanın ruh sağlığıyla oynamak ne demekmiş göreceksin.
PAZARLAMACI : Sen.... Şimdi.... Ansiklopedi.... İstemiyor musun yani?
KADIN : Hala soruyor yahu, hala soruyor. İS-TE-Mİ-YO-RUM.
PAZARLAMACI : Hayır istemiyorsan açıkça söyle. Kimseye zorla birşey satacak değiliz. Ben prensip sahibi bir insanım. Benim için hayatta önemli sekiz şey vardır.
KADIN : Nedir o sekiz şey?
PAZARLAMACI : Pamuk Prenses ve yedi cüceler. Kaç taksit yapıyoruz abla, peşinat ne veriyorsun?
KADIN : Ulan şimdi seni.

Kadın pazarlamacının boğazına sarılacakken kapı çalınır.

KADIN : İşte polis geldi. Şimdi görürsün sen.

Kadın kapıyı açar. Polis girer.

POLİS : Buyrun hanfendi.
KADIN :
Hoşgeldiniz memur bey. Bu çocuktan şikayetçiyim. Hemen tutuklayın onu. Hatta isterseniz pencereden aşağıya atalım, intihar etti deriz.
POLİS : O kolay efendim, onu hallederiz. Yalnız müsaadenizle önce ek işimizi yapalım. (Aniden bir tencere çıkarır.) Şu elimde görmüş olduğunuz tencere uygun fiyat ve taksitlerle sizin olabilir.

Işık söner.


...................................*...................................
* *


Nietzsche

Nietzsche

Nietzsche

x

iletişim: nietzsche@ayrinti.net 2002 - 2008

Hosting